08-08-2026, 02:58 PM
PART 2 RİSALESİ (Genişletilmiş ve Düzenlenmiş Versiyon - "Tatlı Kavga" Bölümü Eklendi)
Konu: Zıt Kutupların Hikmeti, Vahdet-i Vücud, Mücadele ve Denge, Şükran Günü'nün Evrensel Anlamı
Müellif: Karoglan (Başağaçlı Raşit Tunca)
Derleyen ve Genişleten: [Rasit Tunca]
BİRİNCİ BÖLÜM: GİRİŞ - ŞÜKRAN GÜNÜ VE MEVSİMLER
Selamun Aleyküm,
Happy Thanksgiving Bayramınız, Ernte Dank Fest'iniz, Rabbimize şükran gününüz kutlu ve mutlu olsun. Sizlerle birlikte biz de irşad oluyoruz, güzel kardeşlerim.
Ne demiştik? Sonbahar ve kışa girerken hafif bir kavga başlatın ki, kış burçlarıyla birlikte bu kavganın galibi ilkbahar geldiğinde belli olsun. Peki bu "kavga"dan kastımız neydi? Aslında bu, hayatın temelindeki zıtlıkların, karşıtlıkların ve dengenin bir ifadesidir.
İKİNCİ BÖLÜM: TATLI KAVGA - ŞÜKRAN GÜNÜ'NÜ SAHİPLENMEK
Karoglan, Şükran Günü'nü sahiplenme ve bu konuda "tatlı bir kavga" başlatma fikrini şöyle ifade eder:
"Dün dediler ki: 'Paskalya'nızı, Şükran Günü'nüzü biz alacağız.' Kimse itiraz etmiyor. Ama böyle olunca, Rabbimizin dünyanın bir yerini yaz, bir yerini kış, insan ve cin, şeytan, siyah ve beyaz, tatlı ve acı gibi iki kutuplu yaratma hikmetini anlamamış oluyorsunuz."
Peki, Müslümanlar olarak ne yapmalıyız?
Peygamberimizin (s.a.v.) Aşura Günü Örneği:
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Medine'ye hicret ettiğinde Yahudilerin Aşura Günü oruç tuttuğunu gördü. Onlara bunun sebebini sorduğunda, "Bu gün Allah'ın Musa'yı (a.s.) Firavun'dan kurtardığı gündür, biz de şükür olarak oruç tutarız." dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.):
"Biz Musa'ya sizden daha yakınız."
buyurdu ve hem o gün oruç tuttu, hem de ümmetine tutmalarını emretti. (Buhari, Müslim)
İşte bu "tatlı kavga"nın ta kendisidir!
Peygamberimiz (s.a.v.), başka bir inancın mensuplarının kutladığı bir günü, onlardan daha fazla sahiplenmiş, onu kendi ümmetinin bir geleneği haline getirmiştir. O, "Bu gün bize daha hayırlıdır, biz Musa'ya daha yakınız" diyerek, o günü Müslümanların takvimine dahil etmiştir.
Şimdi de aynısını Şükran Günü için yapabiliriz!
"Thanksgiving bize daha hayırlıdır, biz de kutlayacağız, o bayram bizim olacak!"
Nasıl ki Peygamberimiz (s.a.v.) Aşura Günü'nü Yahudilerden alıp onu İslami bir kimliğe büründürdüyse, biz de Şükran Günü'nü alıp onu İslami bir şükran ve hamd günü haline getirebiliriz. Bu, bir "tatlı kavga"dır. Kimsenin canını yakmayan, aksine bereket ve rahmet getiren bir kavga.
Bu Kavganın Hikmeti:
Tıpkı bulut kümelerinin o tatlı kavgasından yağmur ve kar doğması gibi, bu tür "tatlı kavgalar" da hayata bereket ve çeşitlilik katar. Siyah ile beyaz, yaz ile kış, mümin ile kâfir, hepsi birbirine zıttır ama bu zıtlıktan bir denge doğar. Şeytan bile, yıllardır kavgasından vazgeçmeyerek, bu dengeye katkıda bulunur.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: ZIT KUTUPLARIN HİKMETİ - DENGE VE BEREKET
Karoglan, evrendeki zıtlıkların (kutupların) aslında bir denge ve bereket kaynağı olduğunu vurgular:
"Rabbimizin dünyanın bir yerini yaz, bir yerini kış, insan ve cin, şeytan, siyah ve beyaz, tatlı ve acı gibi iki kutuplu yaratma hikmetini anlamamış oluyorsunuz."
Bu Ne Anlama Gelir?
"Şeytan aleyhillane kavgasından vazgeçmedi. Neden? Görevi o, itiraz edecek, kutup oluşturacak ve yaz kutbu, kış kutbu ve böylece dünyamızda bereket olacak."
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: VAHDET-İ VÜCUD - HER ŞEY BİR BÜTÜNÜN PARÇASI
Karoglan, İslam tasavvufundaki önemli bir kavram olan "Vahdet-i Vücud" (Varlığın Birliği) anlayışını hatırlatır:
"Ben bir milliyetçiyim ama nereye kadar? Aynı vahdet-i vücuttaki tırnağın bir benliği olup 'ben tırnağım' dediği gibi, ben de Türk'üm ve Müslüman'ım diyeceğim ki var olabileyim ve vahdet-i vücuttaki yerimi koruyayım."
Bu Ne Anlama Gelir?
"Dişler 'ben diş olacağım' demiş ve diş olmuşlar. Ben de Türk'üm kardeşim, var mı itirazı olan?"
BEŞİNCİ BÖLÜM: MÜNAFIKLAR VE YUMUŞAMA - DENGE UNSURLARI
Karoglan, münafıkların (ikiyüzlülerin) da bu dengede bir yeri olduğunu belirtir:
"Kâfir ve mümin hep olacak. Arada münafıklar da olur, onlar da havanın yumuşaması için gerekli olanlardır."
Bu Ne Anlama Gelir?
ALTINCI BÖLÜM: MÜCADELE VE SINIRLAR - KAVGA HİKMETİ
Karoglan, itiraz etmenin, mücadele etmenin ve sınırları korumanın önemini vurgular:
"İşte Allah insanları ve dünyamızı zıt kutuplardan halk etmiştir. Bu kanun ve yasa bozulmamaya çalışılmalı. Kâfir kâfirlik edecek, ama mikrobu hastalık yapıcı, iyilere düşman olmasından, iyiler de itiraz edecek, 'biz sizi öldürürüz' deyip mikropları ve şeytan ordusunu öldürecek ki hasta olmasın."
Bu Ne Anlama Gelir?
"Bizim birilerine bazen sesimizin gittiği yere kadar kıçımızı yırtarcasına bağırmamızın hikmetini de anladınız."
YEDİNCİ BÖLÜM: SONUÇ - ŞÜKRAN GÜNÜ'NÜN EVRENSEL MESAJI
Bu Risale Bize Ne Anlatıyor?
Hayat, bir kavga değil, bir denge oyunudur. Zıt kutuplar arasında gidip gelirken, dengeyi korumayı öğrenmeliyiz. Kimliğimizi savunurken, başkalarının kimliklerine saygı göstermeli, bütünün bir parçası olduğumuzu unutmamalıyız. Şükran Günü'nün ruhu da budur: Tüm zorluklara, tüm zıtlıklara rağmen, Rabbimize şükretmek ve O'nun yarattığı bu muhteşem denge için O'na hamd etmek.
Selametle kalın.
Bir Karoglan Risalesi (30.11.2014 tarihli orijinal metinden uyarlanmış, düzenlenmiş ve genişletilmiştir.)
Kar©glan | Başağaçlı Raşit Tunca | Schrems, 30.11.2014 Pazar
Konu: Zıt Kutupların Hikmeti, Vahdet-i Vücud, Mücadele ve Denge, Şükran Günü'nün Evrensel Anlamı
Müellif: Karoglan (Başağaçlı Raşit Tunca)
Derleyen ve Genişleten: [Rasit Tunca]
BİRİNCİ BÖLÜM: GİRİŞ - ŞÜKRAN GÜNÜ VE MEVSİMLER
Selamun Aleyküm,
Happy Thanksgiving Bayramınız, Ernte Dank Fest'iniz, Rabbimize şükran gününüz kutlu ve mutlu olsun. Sizlerle birlikte biz de irşad oluyoruz, güzel kardeşlerim.
Ne demiştik? Sonbahar ve kışa girerken hafif bir kavga başlatın ki, kış burçlarıyla birlikte bu kavganın galibi ilkbahar geldiğinde belli olsun. Peki bu "kavga"dan kastımız neydi? Aslında bu, hayatın temelindeki zıtlıkların, karşıtlıkların ve dengenin bir ifadesidir.
İKİNCİ BÖLÜM: TATLI KAVGA - ŞÜKRAN GÜNÜ'NÜ SAHİPLENMEK
Karoglan, Şükran Günü'nü sahiplenme ve bu konuda "tatlı bir kavga" başlatma fikrini şöyle ifade eder:
"Dün dediler ki: 'Paskalya'nızı, Şükran Günü'nüzü biz alacağız.' Kimse itiraz etmiyor. Ama böyle olunca, Rabbimizin dünyanın bir yerini yaz, bir yerini kış, insan ve cin, şeytan, siyah ve beyaz, tatlı ve acı gibi iki kutuplu yaratma hikmetini anlamamış oluyorsunuz."
Peki, Müslümanlar olarak ne yapmalıyız?
Peygamberimizin (s.a.v.) Aşura Günü Örneği:
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Medine'ye hicret ettiğinde Yahudilerin Aşura Günü oruç tuttuğunu gördü. Onlara bunun sebebini sorduğunda, "Bu gün Allah'ın Musa'yı (a.s.) Firavun'dan kurtardığı gündür, biz de şükür olarak oruç tutarız." dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.):
"Biz Musa'ya sizden daha yakınız."
buyurdu ve hem o gün oruç tuttu, hem de ümmetine tutmalarını emretti. (Buhari, Müslim)
İşte bu "tatlı kavga"nın ta kendisidir!
Peygamberimiz (s.a.v.), başka bir inancın mensuplarının kutladığı bir günü, onlardan daha fazla sahiplenmiş, onu kendi ümmetinin bir geleneği haline getirmiştir. O, "Bu gün bize daha hayırlıdır, biz Musa'ya daha yakınız" diyerek, o günü Müslümanların takvimine dahil etmiştir.
Şimdi de aynısını Şükran Günü için yapabiliriz!
"Thanksgiving bize daha hayırlıdır, biz de kutlayacağız, o bayram bizim olacak!"
Nasıl ki Peygamberimiz (s.a.v.) Aşura Günü'nü Yahudilerden alıp onu İslami bir kimliğe büründürdüyse, biz de Şükran Günü'nü alıp onu İslami bir şükran ve hamd günü haline getirebiliriz. Bu, bir "tatlı kavga"dır. Kimsenin canını yakmayan, aksine bereket ve rahmet getiren bir kavga.
Bu Kavganın Hikmeti:
Tıpkı bulut kümelerinin o tatlı kavgasından yağmur ve kar doğması gibi, bu tür "tatlı kavgalar" da hayata bereket ve çeşitlilik katar. Siyah ile beyaz, yaz ile kış, mümin ile kâfir, hepsi birbirine zıttır ama bu zıtlıktan bir denge doğar. Şeytan bile, yıllardır kavgasından vazgeçmeyerek, bu dengeye katkıda bulunur.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: ZIT KUTUPLARIN HİKMETİ - DENGE VE BEREKET
Karoglan, evrendeki zıtlıkların (kutupların) aslında bir denge ve bereket kaynağı olduğunu vurgular:
"Rabbimizin dünyanın bir yerini yaz, bir yerini kış, insan ve cin, şeytan, siyah ve beyaz, tatlı ve acı gibi iki kutuplu yaratma hikmetini anlamamış oluyorsunuz."
Bu Ne Anlama Gelir?
- Evren, zıt kutuplar üzerine kuruludur: Gece-gündüz, yaz-kış, sıcak-soğuk, iyi-kötü, inanç-inkâr, mümin-kafir...
- Bu zıtlıklar, birbirleriyle mücadele eder ve bu mücadeleden yeni bir denge, yeni bir bereket doğar.
- Tıpkı bulut kümelerinin çarpışmasından yağmur ve kar doğması gibi, zıt fikirlerin, zıt inançların çatışmasından da yeni sentezler, yeni anlayışlar doğar.
"Şeytan aleyhillane kavgasından vazgeçmedi. Neden? Görevi o, itiraz edecek, kutup oluşturacak ve yaz kutbu, kış kutbu ve böylece dünyamızda bereket olacak."
- Şeytan, Allah'ın izniyle var olan bir varlıktır ve onun varlığı, insanın iradesini sınama, doğruyu yanlıştan ayırma ve tercih yapma özgürlüğünün bir gereğidir.
- Şeytanın varlığı, müminlerin daha güçlü bir imanla, daha bilinçli bir şekilde Allah'a yönelmelerine vesile olur.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: VAHDET-İ VÜCUD - HER ŞEY BİR BÜTÜNÜN PARÇASI
Karoglan, İslam tasavvufundaki önemli bir kavram olan "Vahdet-i Vücud" (Varlığın Birliği) anlayışını hatırlatır:
"Ben bir milliyetçiyim ama nereye kadar? Aynı vahdet-i vücuttaki tırnağın bir benliği olup 'ben tırnağım' dediği gibi, ben de Türk'üm ve Müslüman'ım diyeceğim ki var olabileyim ve vahdet-i vücuttaki yerimi koruyayım."
Bu Ne Anlama Gelir?
- Evren, tek bir bütündür (vahdet). Her varlık, bu bütünün bir parçasıdır.
- Tırnak, parmağın bir parçasıdır; parmak, elin; el, bedenin. Her bir parça, kendi kimliğini korurken, aynı zamanda bütünün bir parçası olduğunu unutmaz.
- Ben de Türk'üm, Müslüman'ım diyerek kendi kimliğimi korurum. Ama aynı zamanda tüm insanlığın, tüm yaratılmışların bir parçası olduğumu da bilirim.
"Dişler 'ben diş olacağım' demiş ve diş olmuşlar. Ben de Türk'üm kardeşim, var mı itirazı olan?"
- Her organ, kendi görevini yapar. Diş, ısırmak için; göz, görmek için; kulak, duymak için vardır.
- Herkes kendi kimliğini, kendi görevini korumalı, ancak bütünün bir parçası olduğunu unutmamalıdır.
- Türk olmak, Müslüman olmak, bir kimliktir. Bu kimlik, başka kimlikleri dışlamaz; aksine, tüm kimliklerin bir arada var olduğu bir bütünün parçasıdır.
BEŞİNCİ BÖLÜM: MÜNAFIKLAR VE YUMUŞAMA - DENGE UNSURLARI
Karoglan, münafıkların (ikiyüzlülerin) da bu dengede bir yeri olduğunu belirtir:
"Kâfir ve mümin hep olacak. Arada münafıklar da olur, onlar da havanın yumuşaması için gerekli olanlardır."
Bu Ne Anlama Gelir?
- Münafıklar, ne tam mümin ne de tam kâfirdir. Onlar, iki taraf arasında gidip gelen, kararsız, tutarsız kişilerdir.
- Onların bu durumu, toplumda "hava yumuşamasına", yani aşırı sertliklerin törpülenmesine, uzlaşının ve diyaloğun gelişmesine vesile olabilir.
- Elbette münafıklık erdem değildir; ancak onların varlığı, toplumdaki çatışmaların şiddetini azaltabilir.
ALTINCI BÖLÜM: MÜCADELE VE SINIRLAR - KAVGA HİKMETİ
Karoglan, itiraz etmenin, mücadele etmenin ve sınırları korumanın önemini vurgular:
"İşte Allah insanları ve dünyamızı zıt kutuplardan halk etmiştir. Bu kanun ve yasa bozulmamaya çalışılmalı. Kâfir kâfirlik edecek, ama mikrobu hastalık yapıcı, iyilere düşman olmasından, iyiler de itiraz edecek, 'biz sizi öldürürüz' deyip mikropları ve şeytan ordusunu öldürecek ki hasta olmasın."
Bu Ne Anlama Gelir?
- Mikroplar hastalık yapar, ama vücudun bağışıklık sistemi onlarla savaşır ve bu savaş, vücudu güçlendirir.
- Kötülükler, iyiliklerle mücadele eder ve bu mücadele, iyilikleri daha bilinçli, daha güçlü hale getirir.
- Herkes kendi sınırlarını korumalı, kendi kimliğini savunmalı, ancak bütünün bir parçası olduğunu da unutmamalıdır.
"Bizim birilerine bazen sesimizin gittiği yere kadar kıçımızı yırtarcasına bağırmamızın hikmetini de anladınız."
- Bazen, haklı bir davayı savunmak, bir zulme karşı çıkmak için sesimizi yükseltmek zorundayız.
- Bu, pasif kalmak değil, aktif bir şekilde doğrunun yanında yer almaktır.
- Ancak bu mücadele, "kavga" değil, "hakkı savunma" bilinciyle yapılmalıdır.
YEDİNCİ BÖLÜM: SONUÇ - ŞÜKRAN GÜNÜ'NÜN EVRENSEL MESAJI
Bu Risale Bize Ne Anlatıyor?
- Tatlı Kavga: Şükran Günü'nü sahiplenmek, Peygamberimiz (s.a.v.)'in Aşura Günü'nü sahiplenmesi gibi, bir "tatlı kavga"dır. Bu kavga, kimsenin canını yakmaz, aksine bereket ve çeşitlilik getirir.
- Zıtlıklar Hayatın Ta Kendisidir: Hayat, zıt kutupların dansıdır. Gece-gündüz, yaz-kış, iyi-kötü, hepsi birbirini tamamlar ve dengeyi oluşturur.
- Her Şeyin Bir Hikmeti Vardır: Şeytanın, kâfirlerin, münafıkların ve hatta mikropların varlığının bile bir hikmeti vardır. Bu hikmeti anlamak, imanımızı ve sabrımızı artırır.
- Vahdet-i Vücud: Her varlık, tek bir bütünün parçasıdır. Kimliğimizi korurken, bütünün bir parçası olduğumuzu unutmamalıyız.
- Mücadele ve Denge: Sınırlarımızı korumak, haklı davamızı savunmak için mücadele etmek gerekir. Ancak bu mücadele, dengeyi bozmayacak, yapıcı ve bilinçli olmalıdır.
- Şükür Bilinci: Şükran Günü, sadece bir yemek günü değil, hayatın zıtlıkları içinde dengeyi bulma, her şeye rağmen Rabbimize şükretme bilincidir.
Hayat, bir kavga değil, bir denge oyunudur. Zıt kutuplar arasında gidip gelirken, dengeyi korumayı öğrenmeliyiz. Kimliğimizi savunurken, başkalarının kimliklerine saygı göstermeli, bütünün bir parçası olduğumuzu unutmamalıyız. Şükran Günü'nün ruhu da budur: Tüm zorluklara, tüm zıtlıklara rağmen, Rabbimize şükretmek ve O'nun yarattığı bu muhteşem denge için O'na hamd etmek.
Selametle kalın.
Bir Karoglan Risalesi (30.11.2014 tarihli orijinal metinden uyarlanmış, düzenlenmiş ve genişletilmiştir.)
Kar©glan | Başağaçlı Raşit Tunca | Schrems, 30.11.2014 Pazar