MUHAMMED
BAYRAK
| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
|
Sitemize gönderi yapmadan önce kayıt olmanız gerekmektedir. |
| Forum İstatistikleri |
» Toplam Üye: 12 » En Son Üye: TalaMAN » Toplam Konular: 7,849 » Toplam Yorumlar: 9,058 Ayrıntılı İstatistikler |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
Cumanız Mübarek Olsun V060820261859
Cumanız Mübarek Olsun;Cumanız Mübarek Olsun;Cumanız Mübarek;Cuma Mesaj;Resimli Cuma Mesajı;Cuma E-Kart;Dini;Din;islam;Allah;Muhammed;Dini Resim;islamic;islamaische;Religiöse;Religion;Cuma;Cuma Resimi;Cumanız Mübarek;Cumanız Mübarek Olsun;Cuma Mesajı;جمعة مباركة;Cumanız Mübarek Olsun
Cumanız Mübarek Olsun,Cumanız Mübarek Olsun,Cumanız Mübarek,Cuma Mesaj,Resimli Cuma Mesajı,Cuma E-Kart,Dini,Din,islam,Allah,Muhammed,Dini Resim,islamic,islamaische,Religiöse,Religion,Cuma,Cuma Resimi,Cumanız Mübarek,Cumanız Mübarek Olsun,Cuma Mesajı,جمعة مباركة,Cumanız Mübarek Olsun
Tasavvuftaki Önemli Makamlar ve Dereceler ve Kavramlar
Tasavvuf, insanın nefsini terbiye ederek Allah’a yakınlaşmasını hedefleyen derin bir manevi yolculuktur. Bu yolculuk içerisinde bazı manevi dereceler ve görevler vardır ki bunlara “makamlar” ve “manevi mertebeler” denir. Bu makamlar, tasavvuf ehlinin kalbi olgunluğa ulaşma sürecinde kat ettiği aşamaları ve bazı seçilmiş kullara verilen ilahi vazifeleri ifade eder. Bu yazıda tasavvuftaki önemli makamlar ve kavramlar ele alınacaktır.
Tasavvuftaki Makamlar ve Manevi Hiyerarşi Üzerine Bir İnceleme
Tasavvuf, İslam düşüncesinin kalbine inen, insanın nefsini terbiye ederek manevi bir olgunluğa erişmesini hedefleyen derin bir ilimdir. Bu yolda, sâlikin (manevi yolcu) kat etmesi gereken aşamalar "makam" olarak adlandırılır. Makamlar, bir nevi Allah'a yakınlaşma yolculuğunda bir ağacın gövdesinden yükselen dallar gibidir; her biri bir öncekinin üzerine inşa edilir ve manevi olgunluğu simgeler.
Makam Nedir?
Sözlükte "durulan yer, mevki" anlamına gelen makam, tasavvuf terimi olarak mücahede (nefisle mücadele) ve riyazet (nefsi terbiye) sonucunda elde edilen kalıcı manevi mertebeleri ifade eder. Tasavvufa göre makamlar, kişinin kendi iradesi ve çabasıyla kazandığı, belli bir süreklilik arz eden hallerdir. Bir makamın hakkı verilmeden diğerine geçilemez. Farklı mutasavvıflar, makamları çeşitli şekillerde tasnif etmişlerdir. Örneğin, Necmüddin Kübra "Usûl-i Aşere" adlı eserinde on temel makamdan bahsederken, Hâce Abdullah Herevî, "Menâzilü's-sâirîn" isimli eserinde bu mertebeleri yüz başlık altında toplamıştır.
Tasavvuf Hiyerarşisindeki Özel Konumlar: Kutup, Gavs ve Evliya
Tasavvufta makamların ötesinde, manevi hiyerarşinin zirvesinde yer alan özel dereceler ve topluluklar bulunur. Bunlar, âlemin manevi düzenini ayakta tutan, Allah'ın izniyle tasarruf sahibi kabul edilen seçkin velîlerdir.
Gavs Nedir Tasavvufta en büyük manevi makamlardan biridir. Gavs, Allah’ın izniyle zor durumda kalan kullara yardım eden, manevi olarak en yüksek derecelerden birine sahip veli demektir. Gavs, yeryüzünde Allah’ın rahmetinin tecelli ettiği en önemli şahsiyetlerden biri olarak kabul edilir ve zamanın en büyük manevi yardım kaynağıdır.
Gavs: Sözlükte "yardım istenen, imdada yetişen" anlamına gelen Gavs, manevi hiyerarşide Kutup'tan sonra gelen veya bazen Kutup ile eşdeğer tutulan en yüksek mertebelerden biridir. Gavs, özellikle zor zamanlarda kendisine başvurulan, manevi yardımına inanılan büyük bir velîdir. Bu makam, halk arasında en çok bilinen ve sevilen manevi liderlik mertebelerinden biridir.
Kutup Nedir Kutup, tasavvufta kainatın manevi merkezi kabul edilen en büyük velidir. Tüm veliler onun etrafında manevi bir düzen içerisinde bulunur. Kutup, Allah’ın izniyle kainattaki manevi düzenin korunmasında görevli kabul edilir. Her dönemde bir kutup bulunduğuna inanılır.
Kutup (Kutb): Arapça "eksen" anlamına gelen bu terim, manevi hiyerarşinin en üst noktasında bulunan, "kutub" olarak anılan büyük velîyi ifade eder. Kutup, bir nevi manevi âlemin merkezidir ve kendisine bağlı olan diğer bütün manevi dereceler onun etrafında döner. Allah'ın yeryüzündeki en büyük dostu olarak kabul edilir ve irşat görevini üstlenir. "İrşad Kutbu" ise, bu makamda bulunup manevi rehberlik ve irşat görevini fiilen yürüten kutbu tanımlar.
Evliyâullah ve Manevi Topluluklar: Ebdal, Rical-i Gayb
Allah'ın dostları anlamına gelen Evliyâullah, iman eden ve takva sahibi olan bütün müminleri kapsayan geniş bir kavramdır. Ancak tasavvufî gelenekte, bu dostların içinde özel görevleri olan manevi topluluklar bulunduğuna inanılır.
İrşad Kutbu Nedir İrşad Kutbu, insanlara doğru yolu gösteren, onları hakka davet eden ve manevi terbiyeden geçiren en yüksek rehberlerden biridir. Bu makam sahibi zat, müridlerin kalplerini Allah’a yönlendirme görevini üstlenir ve irşad faaliyetinin merkezinde bulunur.
Ebdal Nedir Ebdal, sayıları belirli olan ve yeryüzünde sürekli bulunan özel velilerdir. Birinin vefatıyla yerine bir başkası geçer. Bu yüzden “yerine geçenler” anlamına gelir. Ebdallar, Allah’ın izniyle yeryüzünde düzenin korunmasına vesile olan manevi görevlilerdir.
Ebdal: "Bedel" kelimesinin çoğulu olan Ebdal, manevi hiyerarşide önemli bir yere sahip olan, sayılarının genellikle 40 olduğu kabul edilen seçkin velîler topluluğudur. Bunların, dünyanın çeşitli bölgelerinde bulunduklarına ve Allah'ın izniyle oradaki işlerin yolunda gitmesi için manevi görevler üstlendiklerine inanılır. Ebdal'den birinin vefatıyla yerine bir başkasının getirildiği (bedel olduğu) düşünülür.
Kırklar Nedir ve Kırklar Meclisi Nedir Tasavvuf geleneğinde “Kırklar”, kırk seçilmiş veliden oluşan manevi bir topluluğu ifade eder. Bu topluluğun bir araya geldiği manevi ortama “Kırklar Meclisi” denir. Bu meclisin, ilahi sırların paylaşıldığı ve manevi kararların alındığı bir makam olduğuna inanılır.
Kırklar ve Kırklar Meclisi: Tasavvufta "Kırklar" olarak bilinen bu topluluk, manevi hiyerarşinin üst basamaklarındaki gizli velîler topluluğudur. "Kırklar Meclisi", bu velîlerin bir araya geldikleri, manevi sohbet ve iş birliği içinde bulundukları kabul edilen manevi meclisi ifade eder. Bu meclis, Hz. Muhammed (sav) döneminde sahabeler arasında bulunan ve kerametleriyle bilinen kişilere dayandırılır ve tarikat geleneğinde önemli bir yere sahiptir.
Sayısal Mertebeler: 1'ler, 3'ler, 5'ler, 7'ler, 300'ler, 500'ler, 700'ler
1’ler 3’ler 5’ler 7’ler 300’ler 500’ler 700’ler Nedir Tasavvufta bu sayılar, belirli manevi derecelere sahip veli topluluklarını ifade eder. 1’ler en yüksek makamı temsil ederken, 3’ler, 5’ler ve 7’ler daha alt ama yine yüksek manevi derecelerdeki velileri ifade eder. 300’ler, 500’ler ve 700’ler ise daha geniş veli gruplarını temsil eder. Bu sistem, kainattaki manevi düzenin hiyerarşik bir yapıda olduğunu gösterir.
Tasavvuf literatüründe ve özellikle tarikat geleneklerinde, manevi hiyerarşinin katmanlarını ifade etmek için "Rical-i Gayb" (Görünmeyen Erler) olarak adlandırılan gruplar ve onların sayısal mertebeleri zikredilir. Bu sayısal ifadeler, manevi dereceleri ve bu derecelerdeki velîlerin sayısını simgeler:
1'ler: En üst mertebede bulunan, "Kutup" veya "Gavs" makamındaki tek velîyi ifade eder.
3'ler, 5'ler, 7'ler: Kutup'un hemen altındaki manevi hiyerarşi basamaklarını temsil eder. Bu sayılar, o makamda bulunan velîlerin sayısına işaret eder. Örneğin, "Üçler" "Evtad" (direkler) veya "Nüceba" (seçkinler) gibi farklı isimlerle de anılabilir.
300'ler, 500'ler, 700'ler: Daha geniş kapsamlı manevi toplulukları belirtir. Bu sayılar, genellikle "Ebdal" ve "Nükaba" (nakibler) gibi gruplarla ilişkilendirilir. Örneğin, bazı kaynaklarda "Ebdal"ın sayısı 300, bazılarında 40 olarak geçer. Bu sayıların kesinliğinden çok, manevi bir düzenin ve hiyerarşinin var olduğu inancı önemlidir.
Tasavvuf Yolunun Üç Sacayağı: Şeyh, Mürşid ve Mürid
Bu makamlar ve mertebeler, boşlukta var olmaz. Tasavvuf eğitimi, usta-çırak ilişkisine dayalı bir sistem üzerine kuruludur.
Sofi Nedir Sofi, tasavvuf yoluna girmiş, nefsini terbiye etmeye çalışan ve Allah’a yakınlaşmayı hedefleyen kişidir. Sofi, dünya sevgisinden uzaklaşarak kalbini temizlemeye çalışan bir yolcudur.
Sofi (Sufi): Tasavvuf yolunda ilerlemiş, manevi olgunluğa ulaşmış kişiye denir. Bu, sadece bilgi sahibi olmak değil, o bilgiyi yaşayıp içselleştirmiş, ahlaki olgunluğa ermiş kişidir.
Mürid Nedir Mürid, bir mürşide bağlanarak tasavvuf yoluna giren kişidir. Mürid, nefsini terbiye etmek için şeyhinin rehberliğinde ilerler ve manevi eğitim alır.
Mürid: Tasavvuf yoluna girmeye karar vermiş, bir şeyhe intisap ederek onun rehberliğinde manevi eğitim alan ve nefsini terbiye etmeye çalışan kişidir. "İrade" eden anlamına gelen mürid, şeyhinin gösterdiği yolda ilerleyerek makamları kat etmeyi hedefler.
Mürşid Nedir Mürşid, müridlere yol gösteren, onları eğiten ve Allah’a ulaşma yolunda rehberlik eden kimsedir. Mürşid, ilim ve irfan sahibi olup, talebelerini manevi olgunluğa ulaştırmayı hedefler.
Şeyh Nedir Şeyh, tasavvuf yolunda yüksek derecelere ulaşmış, mürid yetiştirme yetkisine sahip olan kimsedir. Şeyh, mürşid ile aynı anlamda da kullanılabilir ve tasavvuf yolunun rehberidir.
Şeyh (Mürşid): Yolun başındaki kişidir. Sâlike (mürid) rehberlik eden, ona manevi terbiye veren ve onu olgunlaştıran kâmil insandır. Şeyh, bir anlamda müridin kalp gözünü açar, onu nefsinin tuzaklarından kurtararak Hakk'a ulaştırmaya çalışır.
Sonuç
Tasavvuf, zahiri ilimlerin yanında, insanın iç dünyasına yönelen ve onu terbiye ederek en mükemmel hale getirmeyi amaçlayan derin bir sistemdir. Makamlar, bu terbiye yolculuğunda birer durak, manevi olgunlaşmanın basamaklarıdır. Kutup, Gavs, Ebdal, Kırklar ve sayısal mertebeler gibi kavramlar ise bu yolculuğun sadece bireysel olmadığını, aynı zamanda âlemin manevi düzenini sağlayan kozmik bir hiyerarşinin parçası olduğunu gösterir. Bu hiyerarşinin başında, rehberlik eden bir şeyh/mürşid ve ona gönülden bağlanan mürid bulunur. Tasavvuf, özünde, insanı Allah'a götüren en güzel ahlakı edinme sanatıdır.
Tasavvuftaki bu makamlar ve kavramlar, insanın manevi yolculuğunu anlaması açısından büyük önem taşır. Bu sistem, Allah’a yakınlaşmak isteyen kulların belirli bir disiplin ve rehberlik içerisinde ilerlemesini sağlar. Her makam, bir sorumluluk ve bir imtihan içerir. Bu nedenle tasavvuf yolunda ilerlemek isteyen kişinin samimi, sabırlı ve ihlaslı olması gerekir.
KAYNAKLAR
İhya-u Ulumiddin
Risale-i Kuşeyri
Fütuhat-ı Mekkiyye
Mesnevi
Tasavvuf Terimleri Sözlüğü
Abdünnâfi İffet Efendi Divanı'nda Tasavvufî Makamlar
Tasavvufî hâl, makam, mertebe nedir; kim ve neresi içindir
Makam Nedir? Tasavvufta Makam Kelimesi Hangi Anlamda Kullanılır?
Tasavvufî Terbiyenin Mertebeleri
Makamların Temeli: Yaratılıştan Gelen Kabiliyet
Evliyâullah
-------------------------
Raşit Tunca
Schrems, 06.08.2026
Tasavvuf, insanın nefsini terbiye ederek Allah’a yakınlaşmasını hedefleyen derin bir manevi yolculuktur. Bu yolculuk içerisinde bazı manevi dereceler ve görevler vardır ki bunlara “makamlar” ve “manevi mertebeler” denir. Bu makamlar, tasavvuf ehlinin kalbi olgunluğa ulaşma sürecinde kat ettiği aşamaları ve bazı seçilmiş kullara verilen ilahi vazifeleri ifade eder. Bu yazıda tasavvuftaki önemli makamlar ve kavramlar ele alınacaktır.
Tasavvuftaki Makamlar ve Manevi Hiyerarşi Üzerine Bir İnceleme
Tasavvuf, İslam düşüncesinin kalbine inen, insanın nefsini terbiye ederek manevi bir olgunluğa erişmesini hedefleyen derin bir ilimdir. Bu yolda, sâlikin (manevi yolcu) kat etmesi gereken aşamalar "makam" olarak adlandırılır. Makamlar, bir nevi Allah'a yakınlaşma yolculuğunda bir ağacın gövdesinden yükselen dallar gibidir; her biri bir öncekinin üzerine inşa edilir ve manevi olgunluğu simgeler.
Makam Nedir?
Sözlükte "durulan yer, mevki" anlamına gelen makam, tasavvuf terimi olarak mücahede (nefisle mücadele) ve riyazet (nefsi terbiye) sonucunda elde edilen kalıcı manevi mertebeleri ifade eder. Tasavvufa göre makamlar, kişinin kendi iradesi ve çabasıyla kazandığı, belli bir süreklilik arz eden hallerdir. Bir makamın hakkı verilmeden diğerine geçilemez. Farklı mutasavvıflar, makamları çeşitli şekillerde tasnif etmişlerdir. Örneğin, Necmüddin Kübra "Usûl-i Aşere" adlı eserinde on temel makamdan bahsederken, Hâce Abdullah Herevî, "Menâzilü's-sâirîn" isimli eserinde bu mertebeleri yüz başlık altında toplamıştır.
Tasavvuf Hiyerarşisindeki Özel Konumlar: Kutup, Gavs ve Evliya
Tasavvufta makamların ötesinde, manevi hiyerarşinin zirvesinde yer alan özel dereceler ve topluluklar bulunur. Bunlar, âlemin manevi düzenini ayakta tutan, Allah'ın izniyle tasarruf sahibi kabul edilen seçkin velîlerdir.
Gavs Nedir Tasavvufta en büyük manevi makamlardan biridir. Gavs, Allah’ın izniyle zor durumda kalan kullara yardım eden, manevi olarak en yüksek derecelerden birine sahip veli demektir. Gavs, yeryüzünde Allah’ın rahmetinin tecelli ettiği en önemli şahsiyetlerden biri olarak kabul edilir ve zamanın en büyük manevi yardım kaynağıdır.
Gavs: Sözlükte "yardım istenen, imdada yetişen" anlamına gelen Gavs, manevi hiyerarşide Kutup'tan sonra gelen veya bazen Kutup ile eşdeğer tutulan en yüksek mertebelerden biridir. Gavs, özellikle zor zamanlarda kendisine başvurulan, manevi yardımına inanılan büyük bir velîdir. Bu makam, halk arasında en çok bilinen ve sevilen manevi liderlik mertebelerinden biridir.
Kutup Nedir Kutup, tasavvufta kainatın manevi merkezi kabul edilen en büyük velidir. Tüm veliler onun etrafında manevi bir düzen içerisinde bulunur. Kutup, Allah’ın izniyle kainattaki manevi düzenin korunmasında görevli kabul edilir. Her dönemde bir kutup bulunduğuna inanılır.
Kutup (Kutb): Arapça "eksen" anlamına gelen bu terim, manevi hiyerarşinin en üst noktasında bulunan, "kutub" olarak anılan büyük velîyi ifade eder. Kutup, bir nevi manevi âlemin merkezidir ve kendisine bağlı olan diğer bütün manevi dereceler onun etrafında döner. Allah'ın yeryüzündeki en büyük dostu olarak kabul edilir ve irşat görevini üstlenir. "İrşad Kutbu" ise, bu makamda bulunup manevi rehberlik ve irşat görevini fiilen yürüten kutbu tanımlar.
Evliyâullah ve Manevi Topluluklar: Ebdal, Rical-i Gayb
Allah'ın dostları anlamına gelen Evliyâullah, iman eden ve takva sahibi olan bütün müminleri kapsayan geniş bir kavramdır. Ancak tasavvufî gelenekte, bu dostların içinde özel görevleri olan manevi topluluklar bulunduğuna inanılır.
İrşad Kutbu Nedir İrşad Kutbu, insanlara doğru yolu gösteren, onları hakka davet eden ve manevi terbiyeden geçiren en yüksek rehberlerden biridir. Bu makam sahibi zat, müridlerin kalplerini Allah’a yönlendirme görevini üstlenir ve irşad faaliyetinin merkezinde bulunur.
Ebdal Nedir Ebdal, sayıları belirli olan ve yeryüzünde sürekli bulunan özel velilerdir. Birinin vefatıyla yerine bir başkası geçer. Bu yüzden “yerine geçenler” anlamına gelir. Ebdallar, Allah’ın izniyle yeryüzünde düzenin korunmasına vesile olan manevi görevlilerdir.
Ebdal: "Bedel" kelimesinin çoğulu olan Ebdal, manevi hiyerarşide önemli bir yere sahip olan, sayılarının genellikle 40 olduğu kabul edilen seçkin velîler topluluğudur. Bunların, dünyanın çeşitli bölgelerinde bulunduklarına ve Allah'ın izniyle oradaki işlerin yolunda gitmesi için manevi görevler üstlendiklerine inanılır. Ebdal'den birinin vefatıyla yerine bir başkasının getirildiği (bedel olduğu) düşünülür.
Kırklar Nedir ve Kırklar Meclisi Nedir Tasavvuf geleneğinde “Kırklar”, kırk seçilmiş veliden oluşan manevi bir topluluğu ifade eder. Bu topluluğun bir araya geldiği manevi ortama “Kırklar Meclisi” denir. Bu meclisin, ilahi sırların paylaşıldığı ve manevi kararların alındığı bir makam olduğuna inanılır.
Kırklar ve Kırklar Meclisi: Tasavvufta "Kırklar" olarak bilinen bu topluluk, manevi hiyerarşinin üst basamaklarındaki gizli velîler topluluğudur. "Kırklar Meclisi", bu velîlerin bir araya geldikleri, manevi sohbet ve iş birliği içinde bulundukları kabul edilen manevi meclisi ifade eder. Bu meclis, Hz. Muhammed (sav) döneminde sahabeler arasında bulunan ve kerametleriyle bilinen kişilere dayandırılır ve tarikat geleneğinde önemli bir yere sahiptir.
Sayısal Mertebeler: 1'ler, 3'ler, 5'ler, 7'ler, 300'ler, 500'ler, 700'ler
1’ler 3’ler 5’ler 7’ler 300’ler 500’ler 700’ler Nedir Tasavvufta bu sayılar, belirli manevi derecelere sahip veli topluluklarını ifade eder. 1’ler en yüksek makamı temsil ederken, 3’ler, 5’ler ve 7’ler daha alt ama yine yüksek manevi derecelerdeki velileri ifade eder. 300’ler, 500’ler ve 700’ler ise daha geniş veli gruplarını temsil eder. Bu sistem, kainattaki manevi düzenin hiyerarşik bir yapıda olduğunu gösterir.
Tasavvuf literatüründe ve özellikle tarikat geleneklerinde, manevi hiyerarşinin katmanlarını ifade etmek için "Rical-i Gayb" (Görünmeyen Erler) olarak adlandırılan gruplar ve onların sayısal mertebeleri zikredilir. Bu sayısal ifadeler, manevi dereceleri ve bu derecelerdeki velîlerin sayısını simgeler:
1'ler: En üst mertebede bulunan, "Kutup" veya "Gavs" makamındaki tek velîyi ifade eder.
3'ler, 5'ler, 7'ler: Kutup'un hemen altındaki manevi hiyerarşi basamaklarını temsil eder. Bu sayılar, o makamda bulunan velîlerin sayısına işaret eder. Örneğin, "Üçler" "Evtad" (direkler) veya "Nüceba" (seçkinler) gibi farklı isimlerle de anılabilir.
300'ler, 500'ler, 700'ler: Daha geniş kapsamlı manevi toplulukları belirtir. Bu sayılar, genellikle "Ebdal" ve "Nükaba" (nakibler) gibi gruplarla ilişkilendirilir. Örneğin, bazı kaynaklarda "Ebdal"ın sayısı 300, bazılarında 40 olarak geçer. Bu sayıların kesinliğinden çok, manevi bir düzenin ve hiyerarşinin var olduğu inancı önemlidir.
Tasavvuf Yolunun Üç Sacayağı: Şeyh, Mürşid ve Mürid
Bu makamlar ve mertebeler, boşlukta var olmaz. Tasavvuf eğitimi, usta-çırak ilişkisine dayalı bir sistem üzerine kuruludur.
Sofi Nedir Sofi, tasavvuf yoluna girmiş, nefsini terbiye etmeye çalışan ve Allah’a yakınlaşmayı hedefleyen kişidir. Sofi, dünya sevgisinden uzaklaşarak kalbini temizlemeye çalışan bir yolcudur.
Sofi (Sufi): Tasavvuf yolunda ilerlemiş, manevi olgunluğa ulaşmış kişiye denir. Bu, sadece bilgi sahibi olmak değil, o bilgiyi yaşayıp içselleştirmiş, ahlaki olgunluğa ermiş kişidir.
Mürid Nedir Mürid, bir mürşide bağlanarak tasavvuf yoluna giren kişidir. Mürid, nefsini terbiye etmek için şeyhinin rehberliğinde ilerler ve manevi eğitim alır.
Mürid: Tasavvuf yoluna girmeye karar vermiş, bir şeyhe intisap ederek onun rehberliğinde manevi eğitim alan ve nefsini terbiye etmeye çalışan kişidir. "İrade" eden anlamına gelen mürid, şeyhinin gösterdiği yolda ilerleyerek makamları kat etmeyi hedefler.
Mürşid Nedir Mürşid, müridlere yol gösteren, onları eğiten ve Allah’a ulaşma yolunda rehberlik eden kimsedir. Mürşid, ilim ve irfan sahibi olup, talebelerini manevi olgunluğa ulaştırmayı hedefler.
Şeyh Nedir Şeyh, tasavvuf yolunda yüksek derecelere ulaşmış, mürid yetiştirme yetkisine sahip olan kimsedir. Şeyh, mürşid ile aynı anlamda da kullanılabilir ve tasavvuf yolunun rehberidir.
Şeyh (Mürşid): Yolun başındaki kişidir. Sâlike (mürid) rehberlik eden, ona manevi terbiye veren ve onu olgunlaştıran kâmil insandır. Şeyh, bir anlamda müridin kalp gözünü açar, onu nefsinin tuzaklarından kurtararak Hakk'a ulaştırmaya çalışır.
Sonuç
Tasavvuf, zahiri ilimlerin yanında, insanın iç dünyasına yönelen ve onu terbiye ederek en mükemmel hale getirmeyi amaçlayan derin bir sistemdir. Makamlar, bu terbiye yolculuğunda birer durak, manevi olgunlaşmanın basamaklarıdır. Kutup, Gavs, Ebdal, Kırklar ve sayısal mertebeler gibi kavramlar ise bu yolculuğun sadece bireysel olmadığını, aynı zamanda âlemin manevi düzenini sağlayan kozmik bir hiyerarşinin parçası olduğunu gösterir. Bu hiyerarşinin başında, rehberlik eden bir şeyh/mürşid ve ona gönülden bağlanan mürid bulunur. Tasavvuf, özünde, insanı Allah'a götüren en güzel ahlakı edinme sanatıdır.
Tasavvuftaki bu makamlar ve kavramlar, insanın manevi yolculuğunu anlaması açısından büyük önem taşır. Bu sistem, Allah’a yakınlaşmak isteyen kulların belirli bir disiplin ve rehberlik içerisinde ilerlemesini sağlar. Her makam, bir sorumluluk ve bir imtihan içerir. Bu nedenle tasavvuf yolunda ilerlemek isteyen kişinin samimi, sabırlı ve ihlaslı olması gerekir.
KAYNAKLAR
İhya-u Ulumiddin
Risale-i Kuşeyri
Fütuhat-ı Mekkiyye
Mesnevi
Tasavvuf Terimleri Sözlüğü
Abdünnâfi İffet Efendi Divanı'nda Tasavvufî Makamlar
Tasavvufî hâl, makam, mertebe nedir; kim ve neresi içindir
Makam Nedir? Tasavvufta Makam Kelimesi Hangi Anlamda Kullanılır?
Tasavvufî Terbiyenin Mertebeleri
Makamların Temeli: Yaratılıştan Gelen Kabiliyet
Evliyâullah
-------------------------
Raşit Tunca
Schrems, 06.08.2026
Sekizinci Kat Cennetler ve Her Şeyi Benliğe Geçirenler
(Kar©glan'ın 17 Ekim 2018 Vaazından Derlenmiştir)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَيِّ الَّذِي لَا يَمُوتُ وَسَبِّحْ بِحَمْدِهِ وَكَفَى بِهِ بِذُنُوبِ عِبَادِهِ خَبِيرًا
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
"Ve tevekkel alâl hayyillezî lâ yemûtu ve sebbih bi hamdihî, ve kefâ bihî bi zunûbi ibâdihî habîrâ."
Meali: Sen, o ölümsüz ve daima diri olana (Allah'a) tevekkül et yani yönel, yönünü O'na dön. O'nu (hiç ölmeyen Allah'ı) her türlü övgüyle yücelterek tesbih et. Kullarının yaptıklarından hakkıyla haberdar olarak O yeter!
(Sadakallahul Aziym, FURKAN Suresi 58. ayet)
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Risalet ve nübüvvet muhakkak kesildi. Benden sonra ne Rasûl ve ne de Nebi vardır." Bu, ashâba ağır geldi. Bunun üzerine Rasûlullah (sav) buyurdu ki: "Fakat mübeşşirat vardır."
"Ey Allah'ın Rasûlü, mübeşşirat nedir?" diye sordular. Rasûlullah (sav) buyurdu ki: "Kim beni rüyasında görürse, gerçek olarak beni görmüştür. Çünkü şeytan benim kılığıma giremez. Sâdık rüya, mü'minin sâdık rüyası, peygamberliğin kırk altı cüzünden bir parçadır."
Ahirzamanda, Mehdi vaktinde rüyaların onda dokuzu, gün gibi açık rüya olacaktır. Mübeşşirat bunlardır.
(Hadis-i Şerif, Tirmizi, Rüya, 2/2272; Buhari, 6994)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
Yolculuğumuza başlıyoruz:
Niyet, amellerin ruhudur. İçten bir niyetle yapılan her fiil, ibadete dönüşebilir. Bu, İslam'ın temel prensiplerinden biridir.
Dua ve zikir, müminin silahıdır. Her an Allah'ı anmak ve O'ndan yardım istemek, kişiyi manevi olarak güçlü kılar.
---oOo---
Telif Hakları ve Benlik Hırsı:
Günümüzde insanlar, her şeyi sahiplenme ve benliklerine geçirme yarışı içindedir. Telif hakları, patentler ve marka tescileri, bu anlayışın bir yansımasıdır.
Oysa ilim, sanat ve kültür, insanlığın ortak mirasıdır. Her şeyi sahiplenme hırsı, insanı bencilliğe ve paylaşmamaya iter.
Allah'ın yasasında, bir tohumdan yetmiş başak çıkması gibi, verilen her nimetin çoğalması ve paylaşılması esastır. Benlik hırsı ise bu ilahi düzene aykırıdır.
---oOo---
Rüya ve Amel İlişkisi:
Kur'an-ı Kerim'de Hz. İbrahim'in (as) rüyası ile amel ettiği, Hz. Yusuf'un (as) rüya tabiri ile bir devletin kaderini değiştirdiği anlatılır.
Rüya ile amel edilmez diyenler, bu ayetleri görmezden gelmektedir. Ancak her rüya ile değil, hak ve açık rüya ile amel edilir.
Rüyanın hak mı yoksa şeytani mi olduğunu ayırt etmek için ilim, firaset ve vicdan gerekir.
---oOo---
Sekizinci Kat Cennet ve Ölümsüzlük:
Hadislerde, sekizinci kat cennette ölümün getirilip kesileceği ve artık ölüm olmayacağı bildirilmiştir.
Ölümün çaresi, Allah'ın izniyle bulunacaktır. Bu, insanlığın ulaşabileceği en büyük mertebelerden biridir.
Bu sır, manevi bir hikmete dayanmaktadır. Ölümsüzlüğe ulaşmak, Allah'ın yeryüzündeki halifelerine bahşedilen bir özelliktir.
---oOo---
Hud Kıssası ve Gezegenler:
Hud kıssasında, inanmayanların helak edilmesi ve inananların korunması anlatılır. Bu olay, satürn gezegenindeki halka ve fırtınalarla sembolize edilir.
Her ümmet ve peygamberi, inanmayanların helak olduğu, inananların ise kurtulduğu bir süreçten geçmiştir.
Mehdi vakti de benzer bir süreçtir. Kıyamet, inanmayanların başına kopacak, inananlar ise kurtuluşa erecektir.
---oOo---
Kuran'ı Anlamak ve Yaşamak:
Kur'an-ı Kerim, sadece okunmak için değil, anlaşılıp yaşanmak için indirilmiştir.
Tevrat'ı taşıyan eşekler misali, Kur'an'ı sadece ezberleyip anlamayanlar, onun hikmetinden mahrum kalırlar.
Din, kurallar zincirinden ibaret değildir. Asıl amaç, bu kurallarla dünyayı imar etmek ve insanlığı huzura kavuşturmaktır.
---oOo---
Raşidi Tarikatı Zikir ve Dersleri:
Raşidi Tarikatı'nda, her namaz öncesi ve sonrası 13 Estağfurullah çekilir. Bu, güne başlama ve günü kapatma tövbesi niteliğindedir.
Zikir, kişiyi Allah'a yaklaştırır ve manevi olarak güçlendirir. Düzenli zikir, kalbin temizlenmesine vesile olur.
---oOo---
DNA ve Mehdi Çocukları:
Herkes atalarının DNA'sını taşır. Mehdi çocukları da Mehdi DNA'sını taşımaktadır.
Bu, onların belirli özelliklere ve hassasiyetlere sahip olmalarına neden olur. Onlara karşı hassas ve anlayışlı olmak gerekir.
---oOo---
Dua:
أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
"Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle...!"
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
"Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne"
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
"Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk."
---OoO---
Kaynaklar
Kur'an-ı Kerim (Furkan, En'am, İsra, Zumer, Tekvîr, Cuma Sureleri)
Buhârî, Rüya ve diğer bölümler
Müslim, Rüya ve diğer bölümler
Tirmizî, Rüya
İbn Mâce, Fiten
Ebu Davud, Fiten
Müsned (Ahmed b. Hanbel)
Taberani, El-Mu'cemul Kebir
Şerhüs-Sünne
Kenzül Ummal
Şuab-ı İman Beyhaki
(Kar©glan'ın 17 Ekim 2018 Vaazından Derlenmiştir)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَيِّ الَّذِي لَا يَمُوتُ وَسَبِّحْ بِحَمْدِهِ وَكَفَى بِهِ بِذُنُوبِ عِبَادِهِ خَبِيرًا
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
"Ve tevekkel alâl hayyillezî lâ yemûtu ve sebbih bi hamdihî, ve kefâ bihî bi zunûbi ibâdihî habîrâ."
Meali: Sen, o ölümsüz ve daima diri olana (Allah'a) tevekkül et yani yönel, yönünü O'na dön. O'nu (hiç ölmeyen Allah'ı) her türlü övgüyle yücelterek tesbih et. Kullarının yaptıklarından hakkıyla haberdar olarak O yeter!
(Sadakallahul Aziym, FURKAN Suresi 58. ayet)
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Risalet ve nübüvvet muhakkak kesildi. Benden sonra ne Rasûl ve ne de Nebi vardır." Bu, ashâba ağır geldi. Bunun üzerine Rasûlullah (sav) buyurdu ki: "Fakat mübeşşirat vardır."
"Ey Allah'ın Rasûlü, mübeşşirat nedir?" diye sordular. Rasûlullah (sav) buyurdu ki: "Kim beni rüyasında görürse, gerçek olarak beni görmüştür. Çünkü şeytan benim kılığıma giremez. Sâdık rüya, mü'minin sâdık rüyası, peygamberliğin kırk altı cüzünden bir parçadır."
Ahirzamanda, Mehdi vaktinde rüyaların onda dokuzu, gün gibi açık rüya olacaktır. Mübeşşirat bunlardır.
(Hadis-i Şerif, Tirmizi, Rüya, 2/2272; Buhari, 6994)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
Yolculuğumuza başlıyoruz:
Niyet, amellerin ruhudur. İçten bir niyetle yapılan her fiil, ibadete dönüşebilir. Bu, İslam'ın temel prensiplerinden biridir.
Dua ve zikir, müminin silahıdır. Her an Allah'ı anmak ve O'ndan yardım istemek, kişiyi manevi olarak güçlü kılar.
---oOo---
Telif Hakları ve Benlik Hırsı:
Günümüzde insanlar, her şeyi sahiplenme ve benliklerine geçirme yarışı içindedir. Telif hakları, patentler ve marka tescileri, bu anlayışın bir yansımasıdır.
Oysa ilim, sanat ve kültür, insanlığın ortak mirasıdır. Her şeyi sahiplenme hırsı, insanı bencilliğe ve paylaşmamaya iter.
Allah'ın yasasında, bir tohumdan yetmiş başak çıkması gibi, verilen her nimetin çoğalması ve paylaşılması esastır. Benlik hırsı ise bu ilahi düzene aykırıdır.
---oOo---
Rüya ve Amel İlişkisi:
Kur'an-ı Kerim'de Hz. İbrahim'in (as) rüyası ile amel ettiği, Hz. Yusuf'un (as) rüya tabiri ile bir devletin kaderini değiştirdiği anlatılır.
Rüya ile amel edilmez diyenler, bu ayetleri görmezden gelmektedir. Ancak her rüya ile değil, hak ve açık rüya ile amel edilir.
Rüyanın hak mı yoksa şeytani mi olduğunu ayırt etmek için ilim, firaset ve vicdan gerekir.
---oOo---
Sekizinci Kat Cennet ve Ölümsüzlük:
Hadislerde, sekizinci kat cennette ölümün getirilip kesileceği ve artık ölüm olmayacağı bildirilmiştir.
Ölümün çaresi, Allah'ın izniyle bulunacaktır. Bu, insanlığın ulaşabileceği en büyük mertebelerden biridir.
Bu sır, manevi bir hikmete dayanmaktadır. Ölümsüzlüğe ulaşmak, Allah'ın yeryüzündeki halifelerine bahşedilen bir özelliktir.
---oOo---
Hud Kıssası ve Gezegenler:
Hud kıssasında, inanmayanların helak edilmesi ve inananların korunması anlatılır. Bu olay, satürn gezegenindeki halka ve fırtınalarla sembolize edilir.
Her ümmet ve peygamberi, inanmayanların helak olduğu, inananların ise kurtulduğu bir süreçten geçmiştir.
Mehdi vakti de benzer bir süreçtir. Kıyamet, inanmayanların başına kopacak, inananlar ise kurtuluşa erecektir.
---oOo---
Kuran'ı Anlamak ve Yaşamak:
Kur'an-ı Kerim, sadece okunmak için değil, anlaşılıp yaşanmak için indirilmiştir.
Tevrat'ı taşıyan eşekler misali, Kur'an'ı sadece ezberleyip anlamayanlar, onun hikmetinden mahrum kalırlar.
Din, kurallar zincirinden ibaret değildir. Asıl amaç, bu kurallarla dünyayı imar etmek ve insanlığı huzura kavuşturmaktır.
---oOo---
Raşidi Tarikatı Zikir ve Dersleri:
Raşidi Tarikatı'nda, her namaz öncesi ve sonrası 13 Estağfurullah çekilir. Bu, güne başlama ve günü kapatma tövbesi niteliğindedir.
Zikir, kişiyi Allah'a yaklaştırır ve manevi olarak güçlendirir. Düzenli zikir, kalbin temizlenmesine vesile olur.
---oOo---
DNA ve Mehdi Çocukları:
Herkes atalarının DNA'sını taşır. Mehdi çocukları da Mehdi DNA'sını taşımaktadır.
Bu, onların belirli özelliklere ve hassasiyetlere sahip olmalarına neden olur. Onlara karşı hassas ve anlayışlı olmak gerekir.
---oOo---
Dua:
أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
"Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle...!"
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
"Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne"
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
"Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk."
---OoO---
Kaynaklar
Kur'an-ı Kerim (Furkan, En'am, İsra, Zumer, Tekvîr, Cuma Sureleri)
Buhârî, Rüya ve diğer bölümler
Müslim, Rüya ve diğer bölümler
Tirmizî, Rüya
İbn Mâce, Fiten
Ebu Davud, Fiten
Müsned (Ahmed b. Hanbel)
Taberani, El-Mu'cemul Kebir
Şerhüs-Sünne
Kenzül Ummal
Şuab-ı İman Beyhaki
Havf ve Reca: Yani Korku ile Ümit Arasında Yaşamak
(Kar©glan'ın 26 Ekim 2018 Vaazından Derlenmiştir)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ أَن تَضِلُّواْ وَاللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
"Yubeyyinullâhu lekum en tadıllû vallâhu bi kulli şey’in alîm"
Meali: Şaşırmamanız için Allah size açıklama yapıyor. Allah her şeyi bilmektedir.
(Sadakallahul Aziym, NİSA Suresi 176. ayet)
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"İnneme’l-a’mâlü bi’n-niyyât"
"Ameller niyetlere göredir."
(Hadis-i Şerif, Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
Yolculuğumuza başlıyoruz:
Niyet, amellerin ruhudur ve ona yön verir. Sıradan bir fiil bile, içten bir niyetle ibadete dönüşebilir.
Kur'an-ı Kerim'de ve hadislerde, duaların ve niyetin önemi vurgulanmıştır. Peygamber Efendimiz'in (sav) parmaklarından su fışkırması gibi mucizeler, Allah'ın izniyle doğaüstü olayların gerçekleşebileceğini göstermektedir.
Bu bağlamda, belirli dualar ve niyetlerle su veya süt içmenin, Allah'ın izniyle yağmur veya kar yağışına vesile olabileceği düşüncesi, iman edenler için bir anlam ifade edebilir.
Her işte olduğu gibi, bu tür uygulamalarda da temel prensip, Allah'a olan iman ve O'ndan yardım dilemektir.
---oOo---
Zemzem ve Cennet Nehirleri:
Zemzem suyu, İslam inancında mübarek ve şifalı bir su olarak kabul edilir. Hadislerde, Fırat, Nil, Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin cennet nehirlerinden olduğu belirtilmiştir.
Bu nehirlerin dünyadaki kaynakları bilinmekle birlikte, bu ifadeler daha çok manevi bir anlam taşır; yani bu suların bereketi ve önemi cenneti hatırlatır.
Miraç hadisesinde Peygamber Efendimiz'in (sav) gördüğü ırmaklar, bu dünyadaki nehirlerin bir yansıması veya onların manevi gerçekliği olarak yorumlanabilir.
---oOo---
Kıble, Yön ve Allah'ın Her Yerde Oluşu:
Kur'an-ı Kerim'de "Doğu da Batı da Allah'ındır. Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü oradadır" (Bakara Suresi, 115) buyrulmaktadır.
Bu ayet, Allah'ın mekândan ve yönden münezzeh olduğunu, O'na yönelmenin kalp ve niyetle olduğunu ifade eder.
Kâbe, Müslümanlar için bir kıbledir ve ibadette birlik ve beraberliği simgeler. Ancak asıl olan, Allah'ın her yerde hazır ve nazır olduğu bilinciyle ibadet etmektir.
Dünya döndüğü için fiziki yönlerin sürekli değiştiği gerçeği, asıl önemli olanın kalbin Allah'a yönelmesi olduğunu hatırlatır.
---oOo---
Namaz ve Beden İnşası:
Namaz, Müslüman için miraca yükseliş vesilesidir. Peygamber Efendimiz (sav), namazda gözleri yummayı ve etrafa bakınmayı yasaklamıştır.
Bu yasak, Allah'ın huzurunda edebe uygun davranmanın gereğidir. Hatalı davranışların dünyevi veya uhrevi sonuçları olabilir.
Asıl olan, namazı huşu ve edep içinde kılmak ve Allah'ın rızasına uygun hareket etmektir.
---oOo---
Yaratılış Sırrı ve Beyin:
İnsanın yaratılışı, Allah'ın kudretinin en büyük delillerindendir. Bilimsel veriler, embriyonun gelişiminde hücrelerin kendi kendini organize edebildiğini göstermektedir.
Bu, Allah'ın evrene koyduğu yasaların bir tecellisidir. İlk hücredeki bilgi ve programlama, tüm vücudun inşasını mümkün kılar.
Beyin, düşünme ve idrak merkezidir. Yaratılışta her şeyin bir başlangıcı ve bir düzeni vardır.
---oOo---
Deccal Fitnesi ve Mehdi:
Deccal, İslam inancında büyük bir fitne olarak görülür. Peygamber Efendimiz (sav), Deccal'e karşı sadece imanı kuvvetli olanların durabileceğini belirtmiştir.
Hadislerde anlatılan Deccal ile bir müminin mücadelesi, kıyamet alametlerinden biridir.
Mehdi'nin gelişi, zulmün ve fitnenin sona ermesi için büyük bir umut kapısıdır. Deccal'e karşı direnişin sembolü ise sabır ve sebat eden mümindir.
---oOo---
Ölümsüzlük ve Kıyamet:
İnsanın ölümsüzlük arzusu, varoluşsal bir gerçektir. Kur'an'da "Her canlı ölümü tadacaktır" buyrulmaktadır.
Kıyamet, Allah'ın iradesiyle kopacak ve herkes yaptıklarının karşılığını görecektir. Ancak Allah'ın rahmeti ve mağfireti de sonsuzdur.
"Havf ve reca" yani korku ile ümit arasında olmak, müminin temel özelliklerindendir. Allah'tan korkmak ve O'nun rahmetini ummak, salih amellerin temelidir.
---oOo---
Günahların Azalması ve Hadis:
Peygamber Efendimiz (sav), bir hadisinde ashabına şöyle buyurmuştur: "Siz öyle bir zamandasınız ki, dinin emir ve yasaklarının onda birine uymazsanız helak olursunuz. Öyle bir zaman gelecek ki, emir ve yasaklarının onda birine uyabilen, Cehennemden kurtulur."
Bu hadis, her devirde insanların farklı imtihanlarla karşılaşacağını ve Rabbimizin rahmetinin her şeyi kuşattığını hatırlatır.
Günümüzde günahların çeşitliliği ve şeytanın tuzakları karşısında, salim bir kalp ve doğru bir niyetle hareket etmek kurtuluşun anahtarıdır.
---oOo---
Dua:
أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
"Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle...!"
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
"Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne"
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
"Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk."
---OoO---
Kaynaklar
Kur'an-ı Kerim (Nisa, Bakara, En'am, A'raf, Nahl, Cuma Sureleri)
Buhârî, Kitab'u Bedu'l Vahyi ve diğer bölümler
Müslim, Kitabu'l İmara ve diğer bölümler
Ebu Davud, Kitabu't Talak
Tirmizî, Kitabu Fazaili'l Cihad
Nesâî, Tahâret
Muvatta, Tahâret
Müsned (Ahmed b. Hanbel)
İbni Hibban, Sahih
Taberani, El-Mu'cemul Kebir
Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb
Şerhüs-Sünne, Müsned-ül Firdevs, El-Metalibül Aliye, Kenzül Ummal, Şuab-ı İman Beyhak
(Kar©glan'ın 26 Ekim 2018 Vaazından Derlenmiştir)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ أَن تَضِلُّواْ وَاللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
"Yubeyyinullâhu lekum en tadıllû vallâhu bi kulli şey’in alîm"
Meali: Şaşırmamanız için Allah size açıklama yapıyor. Allah her şeyi bilmektedir.
(Sadakallahul Aziym, NİSA Suresi 176. ayet)
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"İnneme’l-a’mâlü bi’n-niyyât"
"Ameller niyetlere göredir."
(Hadis-i Şerif, Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
Yolculuğumuza başlıyoruz:
Niyet, amellerin ruhudur ve ona yön verir. Sıradan bir fiil bile, içten bir niyetle ibadete dönüşebilir.
Kur'an-ı Kerim'de ve hadislerde, duaların ve niyetin önemi vurgulanmıştır. Peygamber Efendimiz'in (sav) parmaklarından su fışkırması gibi mucizeler, Allah'ın izniyle doğaüstü olayların gerçekleşebileceğini göstermektedir.
Bu bağlamda, belirli dualar ve niyetlerle su veya süt içmenin, Allah'ın izniyle yağmur veya kar yağışına vesile olabileceği düşüncesi, iman edenler için bir anlam ifade edebilir.
Her işte olduğu gibi, bu tür uygulamalarda da temel prensip, Allah'a olan iman ve O'ndan yardım dilemektir.
---oOo---
Zemzem ve Cennet Nehirleri:
Zemzem suyu, İslam inancında mübarek ve şifalı bir su olarak kabul edilir. Hadislerde, Fırat, Nil, Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin cennet nehirlerinden olduğu belirtilmiştir.
Bu nehirlerin dünyadaki kaynakları bilinmekle birlikte, bu ifadeler daha çok manevi bir anlam taşır; yani bu suların bereketi ve önemi cenneti hatırlatır.
Miraç hadisesinde Peygamber Efendimiz'in (sav) gördüğü ırmaklar, bu dünyadaki nehirlerin bir yansıması veya onların manevi gerçekliği olarak yorumlanabilir.
---oOo---
Kıble, Yön ve Allah'ın Her Yerde Oluşu:
Kur'an-ı Kerim'de "Doğu da Batı da Allah'ındır. Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü oradadır" (Bakara Suresi, 115) buyrulmaktadır.
Bu ayet, Allah'ın mekândan ve yönden münezzeh olduğunu, O'na yönelmenin kalp ve niyetle olduğunu ifade eder.
Kâbe, Müslümanlar için bir kıbledir ve ibadette birlik ve beraberliği simgeler. Ancak asıl olan, Allah'ın her yerde hazır ve nazır olduğu bilinciyle ibadet etmektir.
Dünya döndüğü için fiziki yönlerin sürekli değiştiği gerçeği, asıl önemli olanın kalbin Allah'a yönelmesi olduğunu hatırlatır.
---oOo---
Namaz ve Beden İnşası:
Namaz, Müslüman için miraca yükseliş vesilesidir. Peygamber Efendimiz (sav), namazda gözleri yummayı ve etrafa bakınmayı yasaklamıştır.
Bu yasak, Allah'ın huzurunda edebe uygun davranmanın gereğidir. Hatalı davranışların dünyevi veya uhrevi sonuçları olabilir.
Asıl olan, namazı huşu ve edep içinde kılmak ve Allah'ın rızasına uygun hareket etmektir.
---oOo---
Yaratılış Sırrı ve Beyin:
İnsanın yaratılışı, Allah'ın kudretinin en büyük delillerindendir. Bilimsel veriler, embriyonun gelişiminde hücrelerin kendi kendini organize edebildiğini göstermektedir.
Bu, Allah'ın evrene koyduğu yasaların bir tecellisidir. İlk hücredeki bilgi ve programlama, tüm vücudun inşasını mümkün kılar.
Beyin, düşünme ve idrak merkezidir. Yaratılışta her şeyin bir başlangıcı ve bir düzeni vardır.
---oOo---
Deccal Fitnesi ve Mehdi:
Deccal, İslam inancında büyük bir fitne olarak görülür. Peygamber Efendimiz (sav), Deccal'e karşı sadece imanı kuvvetli olanların durabileceğini belirtmiştir.
Hadislerde anlatılan Deccal ile bir müminin mücadelesi, kıyamet alametlerinden biridir.
Mehdi'nin gelişi, zulmün ve fitnenin sona ermesi için büyük bir umut kapısıdır. Deccal'e karşı direnişin sembolü ise sabır ve sebat eden mümindir.
---oOo---
Ölümsüzlük ve Kıyamet:
İnsanın ölümsüzlük arzusu, varoluşsal bir gerçektir. Kur'an'da "Her canlı ölümü tadacaktır" buyrulmaktadır.
Kıyamet, Allah'ın iradesiyle kopacak ve herkes yaptıklarının karşılığını görecektir. Ancak Allah'ın rahmeti ve mağfireti de sonsuzdur.
"Havf ve reca" yani korku ile ümit arasında olmak, müminin temel özelliklerindendir. Allah'tan korkmak ve O'nun rahmetini ummak, salih amellerin temelidir.
---oOo---
Günahların Azalması ve Hadis:
Peygamber Efendimiz (sav), bir hadisinde ashabına şöyle buyurmuştur: "Siz öyle bir zamandasınız ki, dinin emir ve yasaklarının onda birine uymazsanız helak olursunuz. Öyle bir zaman gelecek ki, emir ve yasaklarının onda birine uyabilen, Cehennemden kurtulur."
Bu hadis, her devirde insanların farklı imtihanlarla karşılaşacağını ve Rabbimizin rahmetinin her şeyi kuşattığını hatırlatır.
Günümüzde günahların çeşitliliği ve şeytanın tuzakları karşısında, salim bir kalp ve doğru bir niyetle hareket etmek kurtuluşun anahtarıdır.
---oOo---
Dua:
أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
"Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle...!"
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
"Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne"
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
"Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk."
---OoO---
Kaynaklar
Kur'an-ı Kerim (Nisa, Bakara, En'am, A'raf, Nahl, Cuma Sureleri)
Buhârî, Kitab'u Bedu'l Vahyi ve diğer bölümler
Müslim, Kitabu'l İmara ve diğer bölümler
Ebu Davud, Kitabu't Talak
Tirmizî, Kitabu Fazaili'l Cihad
Nesâî, Tahâret
Muvatta, Tahâret
Müsned (Ahmed b. Hanbel)
İbni Hibban, Sahih
Taberani, El-Mu'cemul Kebir
Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb
Şerhüs-Sünne, Müsned-ül Firdevs, El-Metalibül Aliye, Kenzül Ummal, Şuab-ı İman Beyhak
Son Deccal Fitnesi: İç Ses Hırsızlığı
(Kar©glan'ın 04 Kasım 2018 Vaazından Derlenmiştir)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَسَارِعُواْ إِلَى مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
"Ve sâriû ilâ magfiretin min rabbikum ve cennetin arduhâs semâvâtu vel ardu, uiddet lil muttekîn"
Meali: Rabbinizin bağışına, genişliği göklerle yer arası kadar olan ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun.
(Sadakallahul Aziym, ALİ İMRAN Suresi 133. ayet)
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Kıyamet müminlerin başına kopmaz. Cenab-ı Allah kıyametin kopacağına yakın bir zamanda, bir rüzgar gönderir. O rüzgarın dalgalanmasıyla, imanı olan hiçbir mümin kalmayacak, ruhunu teslim edecektir. Allah onlara rahmet eylesin."
(Hadis-i Şerif, Şerhüs-Sünne 15/90, Müsned-ül Firdevs 5/88, El-Metalibül Aliye hadis no: 4582; Kenzül Ummal 15/229; Şuab-ı İman Beyhaki 2/191; Mu'cemut-Taberani El-Kebir 3/3037)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
Yolculuğumuza başlıyoruz:
Kâinatta düzenin devamı, ilahi iradenin tekliğine bağlıdır. Kur'an-ı Kerim'de bu husus açıkça beyan edilmiştir:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
لَوْ كَانَ فِيهِمَا آلِهَةٌ إِلَّا اللَّهُ لَفَسَدَتَا فَسُبْحَانَ اللَّهِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ
"Lev kâne fîhimâ âlihetun illâllâhu le fesedetâ, fe subhânallâhi rabbil arşi ammâ yasıfûn."
Meali: Eğer yerde ve gökte Allah'tan başka ilâhlar olsaydı, kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu. Demek ki, Arş'ın Rabbi Allah, onların nitelemelerinden uzaktır, yücedir.
(Sadakallahul Aziym, ENBİYÂ Suresi 22. ayet)
Bu ayet, yönetimdeki veya güçteki çokluğun kaosa yol açacağını gösteren önemli bir ilkedir. Evrendeki uyum ve denge, her şeyin tek bir iradeye bağlı olmasıyla mümkündür.
---oOo---
Kader, Tedbir ve Tevekkül Anlayışı:
İslam'da kader inancı, Allah'ın her şeyi ezelî ilmiyle bilip takdir etmesidir. Ancak bu, insanın tedbir almaktan ve seçim yapmaktan muaf olduğu anlamına gelmez. Meşhur hadiste ifade edildiği gibi:
"Deveni bağla, sonra tevekkül et." Yani, yapılması gereken maddi sebepleri yerine getirdikten sonra sonucu Allah'a bırakmak gerekir.
Allah'ın kullarına verdiği irade ve seçenekler, O'nun adalet ve hikmetinin bir gereğidir. İnsan, yapacağı eylemlerde özgür iradesiyle karar verir ve bu kararlarının sonuçlarına katlanır.
Kaderin değişip değişmeyeceği tartışması, Allah'ın ilminin sonsuzluğu ile insan iradesinin ilişkisini anlamaya çalışan bir konudur. Önemli olan, takdiri kabullenmekle birlikte, tedbir ve duayı elden bırakmamaktır.
---oOo---
Klonlama ve Deccal Fitnesi:
İlerleyen teknolojiyle birlikte, bazı tekniklerin ve buluşların hayırda olduğu kadar şerr için de kullanılabileceği bir gerçektir.
Gelecekteki bu tür teknolojik gelişmelerin, manevi gerçeklerle harmanlanarak anlatıldığı sembolik bir dille, Deccal'in şerrinden ve aldatıcılığından bahsedilmektedir.
İslam inancına göre, Deccal büyük bir fitne ve imtihandır. Onun aldatıcılığına karşı ancak sağlam bir iman ve ilimle direnilebilir. Bu fitnenin karşısında en büyük kurtarıcının Hz. Mehdi olduğu inancı yaygındır.
---oOo---
Hijyen, Mikroplar ve Düalite:
Maddi hayatımızın devamı için hijyen kurallarına uymak İslam'ın temel prensiplerindendir. "Temizlik imandandır" hadisi bunun en açık delilidir.
Hayatımızdaki pek çok olay, zıt kavramlar üzerinden işler: iyi-kötü, gece-gündüz, yaz-kış, sağlık-hastalık.
Tereyağı örneğinde olduğu gibi, doğal olanın ve orijinal yapısı bozulmamış gıdaların sağlığa faydalı olduğu, yapısı bozulan veya katkı maddeleriyle oynanan gıdaların ise zarar verebileceği unutulmamalıdır.
---oOo---
İç Ses Hırsızlığı Meselesi:
Günümüz teknolojisi ve medya manipülasyonu, insanların algılarını yönlendirmede büyük bir güce sahiptir.
"İç ses hırsızlığı" olarak ifade edilen durum, kişilerin ruhsal ve duygusal istismarına, onlar hakkında yanlış izlenim oluşturmak için kullanılan bir aldatma yöntemidir.
Uydurma haberler, videolar ve montaj içerikler, toplumda fitne ve kargaşa çıkarmak için birer araç olarak kullanılmaktadır. Bu nedenle her bilginin kaynağının araştırılması ve doğruluğundan emin olunması büyük önem taşır.
---oOo---
Mevsimler, Yiyecekler ve Cibilliyet:
Allah, dünyamıza dört mevsim yaratmış ve her mevsime has farklı gıdalar lütfetmiştir.
Mevsimlerin özellikleri ve renkleri, insanların karakter yapıları (cibilliyetleri) ile sembolik olarak ilişkilendirilmiştir. Bazı insanlar daha keskin ve sabit fikirliyken (kış-yaz, siyah-beyaz), bazıları ise daha esnek ve ara yolu bulmaya yatkındır (ilkbahar-sonbahar, renk geçişleri).
Kur'an'da "Her canlı ölümü tadacaktır" ayeti, değişmez bir kuraldır ve tüm insanlar için geçerlidir. Ancak Peygamber Efendimiz'in (sav) müjdelediği gibi, Allah'ın rahmeti o kadar geniştir ki, cehennemlikleri dahi sonunda affedebilir.
Dolayısıyla hayat, katı kurallar kadar esnek ve merhametli yaklaşımları da içinde barındırır. Önemli olan, iman ve amelde dengeyi bulabilmektir.
---oOo---
Kıyamet ve Rüzgar Hadisesi:
Hadislerde belirtildiğine göre, kıyamet kopmadan önce Allah hoş ve serin bir rüzgar gönderecek ve kalbinde zerre kadar iman bulunan herkesi vefat ettirecektir. Sonra geriye kalan kötülerin başına kıyamet kopacaktır.
Bu durum, kıyametin sadece zalimlerin ve müşriklerin üzerine kopacağını gösterir. Yeryüzünde "Allah Allah" diyen kaldıkça, yani iman edenler bulundukça kıyamet kopmayacaktır.
Peygamberimiz (sav), ümmetinden bir kısmının kıyamete kadar hak üzerinde galip olmaya devam edeceğini de müjdelemiştir. Bu, iman ehlinin hiçbir zaman tamamen yeryüzünden silinmeyeceği anlamına gelir.
---oOo---
Mesh Kuvveti ve Mehdi Meselesi:
Hz. İsa'nın (as) hastaları eliyle mesh ederek tedavi etmesi, onun peygamberliğinin bir mucizesidir. Benzer bir kuvvet veya nuraniyetin, Hz. Mehdi'ye (as) da verileceği inancı yaygındır.
Bu güç, manevi bir himaye ve şifa kaynağı olup, onun kıyamet öncesi büyük fitnelerle mücadelesinde bir araç olacaktır.
Mesih kuvveti olarak nitelenen bu özellik, tarikatlardaki "el alma" geleneğinin de bir yansıması olarak görülebilir. Bu, manevi bir bağın ve feyzin aktarılmasıdır.
---oOo---
İnsanoğluna Nasihat:
Bu dünya hayatı geçicidir ve sahip olduklarımız emanettir. Bu nedenle, elinde bulunan nimetlerin değerini bilmek ve onları yerinde kullanmak her insanın görevidir.
Dünyamızın, sağlığımızın, imkanlarımızın ve sevdiklerimizin kıymetini, onları kaybetmeden önce anlamak, hikmetli bir yaşamın anahtarıdır.
---oOo---
Dua:
أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
"Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle...!"
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
"Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne"
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
"Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk."
---OoO---
Kaynaklar
Kur'an-ı Kerim (Ali İmran Suresi, Enbiyâ Suresi, Tevbe Suresi, Fetih Suresi, Ankebût Suresi)
Müslim, İman
Buharî, Rikak
Tirmizi, Tefsir ve Fiten
Şerhüs-Sünne
Müsned-ül Firdevs
El-Metalibül Aliye
Kenzül Ummal
Şuab-ı İman Beyhaki
Mu'cemut-Taberani El-Kebir
Ebu Dâvud, Fiten
İbn Mâce, Mukaddime ve Fiten
Ahmed b. Hanbel, Müsned
(Kar©glan'ın 04 Kasım 2018 Vaazından Derlenmiştir)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَسَارِعُواْ إِلَى مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
"Ve sâriû ilâ magfiretin min rabbikum ve cennetin arduhâs semâvâtu vel ardu, uiddet lil muttekîn"
Meali: Rabbinizin bağışına, genişliği göklerle yer arası kadar olan ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun.
(Sadakallahul Aziym, ALİ İMRAN Suresi 133. ayet)
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Kıyamet müminlerin başına kopmaz. Cenab-ı Allah kıyametin kopacağına yakın bir zamanda, bir rüzgar gönderir. O rüzgarın dalgalanmasıyla, imanı olan hiçbir mümin kalmayacak, ruhunu teslim edecektir. Allah onlara rahmet eylesin."
(Hadis-i Şerif, Şerhüs-Sünne 15/90, Müsned-ül Firdevs 5/88, El-Metalibül Aliye hadis no: 4582; Kenzül Ummal 15/229; Şuab-ı İman Beyhaki 2/191; Mu'cemut-Taberani El-Kebir 3/3037)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
Yolculuğumuza başlıyoruz:
Kâinatta düzenin devamı, ilahi iradenin tekliğine bağlıdır. Kur'an-ı Kerim'de bu husus açıkça beyan edilmiştir:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
لَوْ كَانَ فِيهِمَا آلِهَةٌ إِلَّا اللَّهُ لَفَسَدَتَا فَسُبْحَانَ اللَّهِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ
"Lev kâne fîhimâ âlihetun illâllâhu le fesedetâ, fe subhânallâhi rabbil arşi ammâ yasıfûn."
Meali: Eğer yerde ve gökte Allah'tan başka ilâhlar olsaydı, kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu. Demek ki, Arş'ın Rabbi Allah, onların nitelemelerinden uzaktır, yücedir.
(Sadakallahul Aziym, ENBİYÂ Suresi 22. ayet)
Bu ayet, yönetimdeki veya güçteki çokluğun kaosa yol açacağını gösteren önemli bir ilkedir. Evrendeki uyum ve denge, her şeyin tek bir iradeye bağlı olmasıyla mümkündür.
---oOo---
Kader, Tedbir ve Tevekkül Anlayışı:
İslam'da kader inancı, Allah'ın her şeyi ezelî ilmiyle bilip takdir etmesidir. Ancak bu, insanın tedbir almaktan ve seçim yapmaktan muaf olduğu anlamına gelmez. Meşhur hadiste ifade edildiği gibi:
"Deveni bağla, sonra tevekkül et." Yani, yapılması gereken maddi sebepleri yerine getirdikten sonra sonucu Allah'a bırakmak gerekir.
Allah'ın kullarına verdiği irade ve seçenekler, O'nun adalet ve hikmetinin bir gereğidir. İnsan, yapacağı eylemlerde özgür iradesiyle karar verir ve bu kararlarının sonuçlarına katlanır.
Kaderin değişip değişmeyeceği tartışması, Allah'ın ilminin sonsuzluğu ile insan iradesinin ilişkisini anlamaya çalışan bir konudur. Önemli olan, takdiri kabullenmekle birlikte, tedbir ve duayı elden bırakmamaktır.
---oOo---
Klonlama ve Deccal Fitnesi:
İlerleyen teknolojiyle birlikte, bazı tekniklerin ve buluşların hayırda olduğu kadar şerr için de kullanılabileceği bir gerçektir.
Gelecekteki bu tür teknolojik gelişmelerin, manevi gerçeklerle harmanlanarak anlatıldığı sembolik bir dille, Deccal'in şerrinden ve aldatıcılığından bahsedilmektedir.
İslam inancına göre, Deccal büyük bir fitne ve imtihandır. Onun aldatıcılığına karşı ancak sağlam bir iman ve ilimle direnilebilir. Bu fitnenin karşısında en büyük kurtarıcının Hz. Mehdi olduğu inancı yaygındır.
---oOo---
Hijyen, Mikroplar ve Düalite:
Maddi hayatımızın devamı için hijyen kurallarına uymak İslam'ın temel prensiplerindendir. "Temizlik imandandır" hadisi bunun en açık delilidir.
Hayatımızdaki pek çok olay, zıt kavramlar üzerinden işler: iyi-kötü, gece-gündüz, yaz-kış, sağlık-hastalık.
Tereyağı örneğinde olduğu gibi, doğal olanın ve orijinal yapısı bozulmamış gıdaların sağlığa faydalı olduğu, yapısı bozulan veya katkı maddeleriyle oynanan gıdaların ise zarar verebileceği unutulmamalıdır.
---oOo---
İç Ses Hırsızlığı Meselesi:
Günümüz teknolojisi ve medya manipülasyonu, insanların algılarını yönlendirmede büyük bir güce sahiptir.
"İç ses hırsızlığı" olarak ifade edilen durum, kişilerin ruhsal ve duygusal istismarına, onlar hakkında yanlış izlenim oluşturmak için kullanılan bir aldatma yöntemidir.
Uydurma haberler, videolar ve montaj içerikler, toplumda fitne ve kargaşa çıkarmak için birer araç olarak kullanılmaktadır. Bu nedenle her bilginin kaynağının araştırılması ve doğruluğundan emin olunması büyük önem taşır.
---oOo---
Mevsimler, Yiyecekler ve Cibilliyet:
Allah, dünyamıza dört mevsim yaratmış ve her mevsime has farklı gıdalar lütfetmiştir.
Mevsimlerin özellikleri ve renkleri, insanların karakter yapıları (cibilliyetleri) ile sembolik olarak ilişkilendirilmiştir. Bazı insanlar daha keskin ve sabit fikirliyken (kış-yaz, siyah-beyaz), bazıları ise daha esnek ve ara yolu bulmaya yatkındır (ilkbahar-sonbahar, renk geçişleri).
Kur'an'da "Her canlı ölümü tadacaktır" ayeti, değişmez bir kuraldır ve tüm insanlar için geçerlidir. Ancak Peygamber Efendimiz'in (sav) müjdelediği gibi, Allah'ın rahmeti o kadar geniştir ki, cehennemlikleri dahi sonunda affedebilir.
Dolayısıyla hayat, katı kurallar kadar esnek ve merhametli yaklaşımları da içinde barındırır. Önemli olan, iman ve amelde dengeyi bulabilmektir.
---oOo---
Kıyamet ve Rüzgar Hadisesi:
Hadislerde belirtildiğine göre, kıyamet kopmadan önce Allah hoş ve serin bir rüzgar gönderecek ve kalbinde zerre kadar iman bulunan herkesi vefat ettirecektir. Sonra geriye kalan kötülerin başına kıyamet kopacaktır.
Bu durum, kıyametin sadece zalimlerin ve müşriklerin üzerine kopacağını gösterir. Yeryüzünde "Allah Allah" diyen kaldıkça, yani iman edenler bulundukça kıyamet kopmayacaktır.
Peygamberimiz (sav), ümmetinden bir kısmının kıyamete kadar hak üzerinde galip olmaya devam edeceğini de müjdelemiştir. Bu, iman ehlinin hiçbir zaman tamamen yeryüzünden silinmeyeceği anlamına gelir.
---oOo---
Mesh Kuvveti ve Mehdi Meselesi:
Hz. İsa'nın (as) hastaları eliyle mesh ederek tedavi etmesi, onun peygamberliğinin bir mucizesidir. Benzer bir kuvvet veya nuraniyetin, Hz. Mehdi'ye (as) da verileceği inancı yaygındır.
Bu güç, manevi bir himaye ve şifa kaynağı olup, onun kıyamet öncesi büyük fitnelerle mücadelesinde bir araç olacaktır.
Mesih kuvveti olarak nitelenen bu özellik, tarikatlardaki "el alma" geleneğinin de bir yansıması olarak görülebilir. Bu, manevi bir bağın ve feyzin aktarılmasıdır.
---oOo---
İnsanoğluna Nasihat:
Bu dünya hayatı geçicidir ve sahip olduklarımız emanettir. Bu nedenle, elinde bulunan nimetlerin değerini bilmek ve onları yerinde kullanmak her insanın görevidir.
Dünyamızın, sağlığımızın, imkanlarımızın ve sevdiklerimizin kıymetini, onları kaybetmeden önce anlamak, hikmetli bir yaşamın anahtarıdır.
---oOo---
Dua:
أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
"Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle...!"
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
"Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne"
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
"Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk."
---OoO---
Kaynaklar
Kur'an-ı Kerim (Ali İmran Suresi, Enbiyâ Suresi, Tevbe Suresi, Fetih Suresi, Ankebût Suresi)
Müslim, İman
Buharî, Rikak
Tirmizi, Tefsir ve Fiten
Şerhüs-Sünne
Müsned-ül Firdevs
El-Metalibül Aliye
Kenzül Ummal
Şuab-ı İman Beyhaki
Mu'cemut-Taberani El-Kebir
Ebu Dâvud, Fiten
İbn Mâce, Mukaddime ve Fiten
Ahmed b. Hanbel, Müsned
EANU Kimdir, Anunakiler ve Enoxix Tarikatı Üzerine Bir Değerlendirme
(Kar©glan'ın 22 Aralık 2018 Vaazından Derlenmiştir)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ إِلَّا وَجْهَهُ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
"Kullu şey’in hâlikun illâ vechehu"
Meali: O’nun Zat’ı hariç her şey helâk olucudur.
(Sadakallahul Aziym, KASAS Suresi 88. ayet)
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Mehdî benim ailemden, Fatıma'nın evlatlarındandır."
(Hadis-i Şerif, İbn Mâce, Fiten 34; Sünen-i Ebu Davud)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
Yolculuğumuza başlıyoruz:
Tarih boyunca farklı inanç ve düşünce sistemlerinde, ilahi olanı anlama ve tanımlama çabaları olmuştur. Bu bağlamda, "EANU" kavramı, "Anunakiler" ve "Enoxix" gibi isimler, bazı çevrelerce farklı şekillerde yorumlanmış ve mitolojik anlatılara konu olmuştur.
Bazı kadim inanışlara göre, "EANU" veya "Anu", bilinmeyeni, tanrısal olanı veya evrensel bir kudreti simgeleyen bir terim olarak kullanılagelmiştir. Bu bağlamda "Anunakiler" ise, bu anlayışa bağlı olan veya bu kudretten feyz aldığına inanılan varlıkları ifade eder. Yunan mitolojisindeki bazı figürler ve "ENESIS" gibi isimler de bu anlatılarla ilişkilendirilmeye çalışılmıştır.
Harf ve sembolizm üzerine yapılan yorumlar da bu kavramların etrafında şekillenmiştir. Örneğin, "Ǝ" (ters E) harfi, bazı alfabelerde ve dillerde (Azerice, Kafkas dilleri, Almanca ve Arapça'daki bazı ses karşılıkları gibi) farklı bir telaffuzu ifade eder. Bu tür sembolik yaklaşımlar, ilahi isimlerin ve kavramların harf analizleriyle açıklanmaya çalışılmasına örnek olarak gösterilir.
Bahsedilen "formül" veya "denklem" yaklaşımları, evrenin veya ilahi olanın matematiksel bir dille ifade edilebileceği yönündeki düşünceleri yansıtır. Ancak bu tür çabaların, derin ve aşkın olanın yalnızca sembollerle sınırlandırılamayacağı unutulmamalıdır.
Bu tür çalışmalar, Allah'ın sınırsız kudreti ve ilminin yanında, insanın anlama çabasının bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Ancak Allah'ın zatı, sıfatları ve isimleri, yüce ve kuşatıcıdır.
---oOo---
İlahi ve Tarihsel Sembolizm Üzerine:
Kur'an-ı Kerim'de ve diğer semavi kitaplarda, firavun ile Hz. Musa arasındaki mücadele, kibirin ve ilahiyat iddiasının akıbetini göstermesi bakımından önemli bir kıssadır.
Kur'an'da, Hz. Musa'nın, kendisini ilah zanneden firavuna karşı ortaya koyduğu deliller ve yaşanan mucizeler anlatılır.
Bu kıssadaki temel mesaj, gerçek kudret ve hâkimiyetin yalnızca Allah'a ait olduğudur. İnsanın ve yaratılmışların her türlü iddiası, bu ilahi kudret karşısında hiçtir.
"INRI" (Iesus Nazarenus Rex Iudaeorum – Nasıralı İsa, Yahudilerin Kralı) ifadesi, tarihsel bir olayın ve dönemin siyasi bir bildirisinin kısaltmasıdır. Bu tür ifadeler, daha sonraki dönemlerde farklı sembolik anlamlarla yüklenmiştir.
"Kuzey Kutbu" veya "Nezaret" gibi kavramlar, bazı öğretilerde dünyevi veya ruhani bir bekleyiş ve dönüşümün sembolü olarak kullanılır. Mevsimlerin dönmesi, gece ve gündüzün değişimi, bu döngüsel anlayışın bir parçasıdır.
---oOo---
Genetik ve Mikrobiyolojik Sembolizm:
Modern bilimde, genetik ve mikrobiyoloji gibi alanlar hayatın temel yapı taşlarını inceler. İnsanlık tarihi boyunca, sağlık ve hastalık kavramları da çeşitli sembolik anlatılara konu olmuştur.
İslam inancında "ensal" veya "nesep" (soy) bağları büyük önem taşır. Ancak sembolik anlatılarda kullanılan "bakteriyel", "gen" veya "genesis" gibi terimler, gerçekte var olan bir durumu değil, daha çok manevi bir bağı, ilahi bir korumayı veya soyun devamlılığını ifade eden mecazlardır.
Peygamber Efendimiz'in (sav) kendi aile fertlerine gösterdiği sevgi ve ilgi, onların manevi makamlarını ve İslam ümmeti için taşıdıkları önemi vurgular. Bu, biyolojik bir üreme sistemi veya enses ilişki olarak değil, rahmet ve nübüvvet bağının bir tecellisi olarak anlaşılmalıdır.
"Fatıma'nın evlatlarından olan Mehdi" hadisi, Ehli Beyt'in manevi üstünlüğüne ve bu soydan gelecek bir kurtarıcı inancına işaret eder. Bu, Allah'ın rahmetinin ve adaletinin tecelli edeceği bir dönemin habercisi olarak kabul edilir.
Hadislerde ve İslam tarihinde Ali (ra), ilmin kapısı ve cesaretin timsali olarak övülür. Onun (ra) bu konumu, takva, ilim ve ferasetle ilgili olup, sembolik olarak "aslan" gibi güçlü ve korkusuz bir karakterle ifade edilmiştir.
---oOo---
İslam Düşüncesinde Temel Prensipler:
Tüm bu anlatıların ötesinde, İslam inancının merkezinde tevhîd (Allah'ın birliği) inancı yer alır.
Allahu Teâlâ, her şeyin yaratıcısıdır, her şeye gücü yetendir ve her şeyi bilendir. İnsanlar, O'nun (cc) emir ve yasaklarına uymakla sorumludurlar.
İslam'da Allah'a (cc) ve Resulü'ne (sav) karşı edebe riayet esastır. Bu bağlamda, her türlü yersiz ve saygısız teşbih ve yakıştırmalardan şiddetle kaçınılmalıdır.
Allah'ın (cc) sıfatları kemal sıfatlardır. O (cc), yemez, içmez, uyumaz ve beşerî hiçbir zaaftan münezzehtir. Bu, İslam akaidinin en temel kaidelerinden biridir.
Mü'minlerin görevi, daima hak ve hakikati aramak, batıldan uzak durmak ve tüm yaratılmışlara karşı adalet ve merhametle davranmaktır.
---oOo---
Dua:
اللهم اجعلني سعيا مشكوران و ذنب مغفور اعمال مقبوله و دراجات رفيقتي وتجاره لن تبور سبحانك اللهم و بحمدك اشهد ان لا اله الا انت استغفر الله و اتوب اليه
"Allahümmecalni Seayen meşkuren ve zenben mağfuren, ve amelen makbuleten, ve dereceten rafiaten, ve ticareten len tebur, Subhaneke Allahumme ve bihamdike, eşhedu en la ilahe illa ent, estağfirullahe ve etubu ileyk."
---oOo---
أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
"Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..!"
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
"Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne"
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
"Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk."
---OoO---
Kaynaklar
Kur'an-ı Kerim (KASAS Suresi)
İbn Mâce, Sünen, Fiten 34
Sünen-i Ebu Davud
İslam Akaidi ve Siyer-i Nebi (Hz. Ali ve Ehl-i Beyt hakkındaki genel kaynaklar)
(Kar©glan'ın 22 Aralık 2018 Vaazından Derlenmiştir)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ إِلَّا وَجْهَهُ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
"Kullu şey’in hâlikun illâ vechehu"
Meali: O’nun Zat’ı hariç her şey helâk olucudur.
(Sadakallahul Aziym, KASAS Suresi 88. ayet)
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Mehdî benim ailemden, Fatıma'nın evlatlarındandır."
(Hadis-i Şerif, İbn Mâce, Fiten 34; Sünen-i Ebu Davud)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
Yolculuğumuza başlıyoruz:
Tarih boyunca farklı inanç ve düşünce sistemlerinde, ilahi olanı anlama ve tanımlama çabaları olmuştur. Bu bağlamda, "EANU" kavramı, "Anunakiler" ve "Enoxix" gibi isimler, bazı çevrelerce farklı şekillerde yorumlanmış ve mitolojik anlatılara konu olmuştur.
Bazı kadim inanışlara göre, "EANU" veya "Anu", bilinmeyeni, tanrısal olanı veya evrensel bir kudreti simgeleyen bir terim olarak kullanılagelmiştir. Bu bağlamda "Anunakiler" ise, bu anlayışa bağlı olan veya bu kudretten feyz aldığına inanılan varlıkları ifade eder. Yunan mitolojisindeki bazı figürler ve "ENESIS" gibi isimler de bu anlatılarla ilişkilendirilmeye çalışılmıştır.
Harf ve sembolizm üzerine yapılan yorumlar da bu kavramların etrafında şekillenmiştir. Örneğin, "Ǝ" (ters E) harfi, bazı alfabelerde ve dillerde (Azerice, Kafkas dilleri, Almanca ve Arapça'daki bazı ses karşılıkları gibi) farklı bir telaffuzu ifade eder. Bu tür sembolik yaklaşımlar, ilahi isimlerin ve kavramların harf analizleriyle açıklanmaya çalışılmasına örnek olarak gösterilir.
Bahsedilen "formül" veya "denklem" yaklaşımları, evrenin veya ilahi olanın matematiksel bir dille ifade edilebileceği yönündeki düşünceleri yansıtır. Ancak bu tür çabaların, derin ve aşkın olanın yalnızca sembollerle sınırlandırılamayacağı unutulmamalıdır.
Bu tür çalışmalar, Allah'ın sınırsız kudreti ve ilminin yanında, insanın anlama çabasının bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Ancak Allah'ın zatı, sıfatları ve isimleri, yüce ve kuşatıcıdır.
---oOo---
İlahi ve Tarihsel Sembolizm Üzerine:
Kur'an-ı Kerim'de ve diğer semavi kitaplarda, firavun ile Hz. Musa arasındaki mücadele, kibirin ve ilahiyat iddiasının akıbetini göstermesi bakımından önemli bir kıssadır.
Kur'an'da, Hz. Musa'nın, kendisini ilah zanneden firavuna karşı ortaya koyduğu deliller ve yaşanan mucizeler anlatılır.
Bu kıssadaki temel mesaj, gerçek kudret ve hâkimiyetin yalnızca Allah'a ait olduğudur. İnsanın ve yaratılmışların her türlü iddiası, bu ilahi kudret karşısında hiçtir.
"INRI" (Iesus Nazarenus Rex Iudaeorum – Nasıralı İsa, Yahudilerin Kralı) ifadesi, tarihsel bir olayın ve dönemin siyasi bir bildirisinin kısaltmasıdır. Bu tür ifadeler, daha sonraki dönemlerde farklı sembolik anlamlarla yüklenmiştir.
"Kuzey Kutbu" veya "Nezaret" gibi kavramlar, bazı öğretilerde dünyevi veya ruhani bir bekleyiş ve dönüşümün sembolü olarak kullanılır. Mevsimlerin dönmesi, gece ve gündüzün değişimi, bu döngüsel anlayışın bir parçasıdır.
---oOo---
Genetik ve Mikrobiyolojik Sembolizm:
Modern bilimde, genetik ve mikrobiyoloji gibi alanlar hayatın temel yapı taşlarını inceler. İnsanlık tarihi boyunca, sağlık ve hastalık kavramları da çeşitli sembolik anlatılara konu olmuştur.
İslam inancında "ensal" veya "nesep" (soy) bağları büyük önem taşır. Ancak sembolik anlatılarda kullanılan "bakteriyel", "gen" veya "genesis" gibi terimler, gerçekte var olan bir durumu değil, daha çok manevi bir bağı, ilahi bir korumayı veya soyun devamlılığını ifade eden mecazlardır.
Peygamber Efendimiz'in (sav) kendi aile fertlerine gösterdiği sevgi ve ilgi, onların manevi makamlarını ve İslam ümmeti için taşıdıkları önemi vurgular. Bu, biyolojik bir üreme sistemi veya enses ilişki olarak değil, rahmet ve nübüvvet bağının bir tecellisi olarak anlaşılmalıdır.
"Fatıma'nın evlatlarından olan Mehdi" hadisi, Ehli Beyt'in manevi üstünlüğüne ve bu soydan gelecek bir kurtarıcı inancına işaret eder. Bu, Allah'ın rahmetinin ve adaletinin tecelli edeceği bir dönemin habercisi olarak kabul edilir.
Hadislerde ve İslam tarihinde Ali (ra), ilmin kapısı ve cesaretin timsali olarak övülür. Onun (ra) bu konumu, takva, ilim ve ferasetle ilgili olup, sembolik olarak "aslan" gibi güçlü ve korkusuz bir karakterle ifade edilmiştir.
---oOo---
İslam Düşüncesinde Temel Prensipler:
Tüm bu anlatıların ötesinde, İslam inancının merkezinde tevhîd (Allah'ın birliği) inancı yer alır.
Allahu Teâlâ, her şeyin yaratıcısıdır, her şeye gücü yetendir ve her şeyi bilendir. İnsanlar, O'nun (cc) emir ve yasaklarına uymakla sorumludurlar.
İslam'da Allah'a (cc) ve Resulü'ne (sav) karşı edebe riayet esastır. Bu bağlamda, her türlü yersiz ve saygısız teşbih ve yakıştırmalardan şiddetle kaçınılmalıdır.
Allah'ın (cc) sıfatları kemal sıfatlardır. O (cc), yemez, içmez, uyumaz ve beşerî hiçbir zaaftan münezzehtir. Bu, İslam akaidinin en temel kaidelerinden biridir.
Mü'minlerin görevi, daima hak ve hakikati aramak, batıldan uzak durmak ve tüm yaratılmışlara karşı adalet ve merhametle davranmaktır.
---oOo---
Dua:
اللهم اجعلني سعيا مشكوران و ذنب مغفور اعمال مقبوله و دراجات رفيقتي وتجاره لن تبور سبحانك اللهم و بحمدك اشهد ان لا اله الا انت استغفر الله و اتوب اليه
"Allahümmecalni Seayen meşkuren ve zenben mağfuren, ve amelen makbuleten, ve dereceten rafiaten, ve ticareten len tebur, Subhaneke Allahumme ve bihamdike, eşhedu en la ilahe illa ent, estağfirullahe ve etubu ileyk."
---oOo---
أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
"Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..!"
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
"Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne"
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
"Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk."
---OoO---
Kaynaklar
Kur'an-ı Kerim (KASAS Suresi)
İbn Mâce, Sünen, Fiten 34
Sünen-i Ebu Davud
İslam Akaidi ve Siyer-i Nebi (Hz. Ali ve Ehl-i Beyt hakkındaki genel kaynaklar)
Salavatı Tac
1.New Version
ARAPÇASI
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا وَمَوْلَانَا مُحَمَّدٍ ❁ صَاحِبِ التَّاجِ وَالْمِعْرَاجِ وَالْبُرَاقِ وَالْعَلَمِ ❁ دَافِعِ الْبَلآءِ وَالْوَبَآءِ وَالْقَحْطِ وَالْمَرَضِ وَالْأَلَمِ ❁ اِسْمُهُ مَكْتُوبٌ مَرْفُوعٌ مَشْفُوعٌ مَنْقُوشٌ فِي اللَّوْحِ وَالْقَلَمِ ❁ سَيِّدِ الْعَرَبِ وَالْعَجَمِ ❁ جِسْمُهُ مُقَدَّسٌ مُعَطَّرٌ مُطَهَّرٌ مُنَوَّرٌ فِي الْبَيْتِ وَالْحَرَمِ ❁ شَمْسِ الضُّحَى ❁ بَدْرِ الدُّجَى ❁ صَدْرِ الْعُلَى ❁ نُورِ الْهُدَى ❁ كَهْفِ الْوَرَى ❁ مِصْبَاحِ الظُّلَمِ ❁ جَمِيلِ الشِّيَمِ ❁ شَفِيعِ الْأُمَمِ ❁ صَاحِبِ الْجُودِ وَالْكَرَمِ ❁ وَاللَّهُ عَاصِمُهُ ❁ وَجِبْرِيلُ خَادِمُهُ ❁ وَالْبُرَاقُ مَرْكَبُهُ ❁ وَالْمِعْرَاجُ سَفَرُهُ ❁ وَسِدْرَتُ الْمُنْتَهَى مَقَامُهُ ❁ وَقَابَ قَوْسَيْنِ مَطْلُوبُهُ ❁ وَالْمَطْلُوبُ مَقْصُودُهُ ❁ وَالْمَقْصُودُ مَوْجُودُهُ ❁ سَيِّدِ الْمُرْسَلِينَ ❁ خَاتِمِ النَّبِيِّينَ ❁ شَفِيعِ الْمُذْنِبِينَ ❁ أَنِيسِ الْغَرِيبِينَ ❁ رَحْمَةٍ لِلْعَالَمِينَ ❁ رَاحَةِ الْعَاشِقِينَ ❁ مُرَادِ الْمُشْتَاقِينَ ❁ شَمْسِ الْعَارِفِينَ ❁ سِرَاجِ السَّالِكِينَ ❁ مِصْبَاحِ الْمُقَرَّبِينَ ❁ مُحِبِّ الْفُقَرَاءِ وَالْغُرَبَاءِ وَالْمَسَاكِينِ ❁ سَيِّدِ الثَّقَلَيْنِ ❁ نَبِيِّ الْحَرَمَيْنِ ❁ إِمَامِ الْقِبْلَتَيْنِ ❁ وَسِيلَتِنَا فِي الدَّارَيْنِ ❁ صَاحِبِ قَابَ قَوْسَيْنِ ❁ مَحْبُوبِ رَبِّ الْمَشْرِقَيْنِ وَالْمَغْرِبَيْنِ ❁ جَدِّ الْحَسَنِ وَالْحُسَيْنِ ❁ مَوْلَانَا وَمَوْلَى الثَّقَلَيْنِ ❁ أَبِي الْقَاسِمِ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ❁ نُورٍ مِنْ نُورِ اللَّهِ ❁ يَا أَيُّهَا الْمُشْتَاقُونَ بِنُورِ جَمَالِهِ ❁ صَلُّوا عَلَيْهِ وَآلِهِ وَأَصْحَابِهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا ❁
OKUNUŞU
Allahümme salli alâ seyyidinâ ve mevlânâ Muhammedin, sâhibi’t-Tâci ve’l-Mi’râci ve’l-Burâki ve’l-Alemi, dâfi’i’l-belâi ve’l-vebâi ve’l-kahti ve’l-maradi ve’l-elemi, ismühû mektûbün merfûün meşfûün menkûşün fi’l-levhi ve’l-kalemi, seyyidi’l-Arabi ve’l-Acemi, cismühû mukaddesün muattarun mutahharun münevverun fi’l-beyti ve’l-harami, Şemsi’d-duhâ, Bedri’d-dücâ, Sadri’l-ulâ, Nûri’l-hüdâ, Kehfi’l-verâ, Misbâhi’z-zülemi, Cemîli’ş-şiyemi, Şefî’i’l-ümemi, Sâhibi’l-cûdi ve’l-keremi, vallâhü âsımühû, ve Cebrâîlü hâdimühû, ve’l-Burâku merkebühû, ve’l-Mi’râcu seferühû, ve Sidretü’l-Müntehâ makâmühû, ve Kâbe kavseyni matlûbühû, ve’l-matlûbü maksûdühû, ve’l-maksûdü mevcûdühû, seyyidi’l-mürselîn, Hâtemi’n-nebiyyîn, şefî’i’l-müznibîn, enîsi’l-garîbîn, rahmeten li’l-âlemîn, râhati’l-âşıkîn, murâdi’l-müştâkîn, Şemsi’l-ârifîn, Sirâci’s-sâlikîn, Misbâhi’l-mukarrebîn, muhibbi’l-fukarâi ve’l-gurabâi ve’l-mesâkîn, seyyidi’s-sekaleyn, Nebiyyi’l-Haremeyn, İmâmi’l-Kıbleteyn, vesîletünâ fi’d-dâreyn, sâhibi Kâbe kavseyn, mahbûbi Rabbi’l-meşrikayn ve’l-mağribeyn, ceddi’l-Haseni ve’l-Hüseyn, mevlânâ ve mevlâ’s-sekaleyn, Ebi’l-Kâsım Muhammed ibni Abdullah, nûrün min nûrillâh, yâ eyyühe’l-müştâkûne bi-nûri cemâlihî, sallû aleyhi ve âlihî ve ashâbihî ve sellimû teslîmâ.
ANLAMI
Allah’ım! Efendimiz ve Mevlâmız Muhammed’e salât eyle. O, Tac’ın, Miraç’ın, Burak’ın ve Sancağın sahibidir; belâları, salgınları, kuraklığı, hastalıkları ve acıları giderendir. Onun adı Levh ve Kalem’de yazılmış, yüceltilmiş, şefaatle şereflendirilmiş ve nakşedilmiştir. O, Arapların ve Acemlerin efendisidir. Mübarek bedeni mukaddes, güzel kokulu, tertemiz ve Beyt ile Harem’de nurludur. O, kuşluk vaktinin güneşi, karanlık gecenin dolunayı, yüceliğin zirvesi, hidayetin nuru, bütün mahlûkatın sığınağı ve karanlıkların kandilidir. Güzel ahlâk sahibidir; ümmetlerin şefaatçisi, cömertlik ve kerem sahibidir. Allah onun koruyucusudur. Cebrâil onun hizmetkârıdır. Burak onun bineği, Miraç onun yolculuğu, Sidretü’l-Müntehâ onun makamıdır. Kâbe kavseyn onun eriştiği makamdır. Aradığı gaye, maksududur; maksudu ise gerçekleşmiştir. O, peygamberlerin efendisi, nebilerin sonuncusu, günahkârların şefaatçisi, gariplerin dostu, âlemlere rahmet, âşıkların huzuru, hasret çekenlerin muradı, ariflerin güneşi, hak yolunda yürüyenlerin kandili, Allah’a yakın olanların nuru, fakirlerin, gariplerin ve muhtaçların dostudur. O, insanların ve cinlerin efendisi, iki Harem’in peygamberi, iki kıblenin imamı, dünya ve ahirette vesilemiz, Kâbe kavseyn makamının sahibi, iki doğunun ve iki batının Rabbi’nin sevgilisi, Hasan ve Hüseyin’in dedesi, Efendimiz ve insanların ve cinlerin Mevlâsı, Ebu’l-Kâsım Muhammed bin Abdullah, Allah’ın nurundan bir nurdur. Ey onun cemâlinin nuruna hasret duyanlar! Ona, âline ve ashâbına salât ve selâm edin.
Salavat-ı Tac'ın Orijinal Metni
Zamanla, Salavat-ı Tac’ın orijinal metni Hint alt kıtasındaki âlimler tarafından yapılan ilavelerle genişletilmiş ve bugün en yaygın olarak okunan şekli ortaya çıkmıştır. Şeyh Ebu Bekir bin Salim tarafından kaleme alınan Salavat-ı Tac’ın orijinal metni ise aşağıdaki gibidir:
2. Old Version
ARAPÇASI
اللَّهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ ❁ وَبَارِكْ وَكَرِّمْ ❁ بِقَدْرِ عَظَمَةِ ذَاتِكَ الْعَلِيَّةِ ❁ فيِ كُلِّ وَقْتٍ وَحِيْنٍ أَبَدًا ❁ عَدَدَ مَا عَلِمْتَ وَزِنَةَ مَا عَلِمْتَ وَمِلْءَ مَا عَلِمْتَ ❁ عَلَى سَيِّدِنَا وَمَوْلَانَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ سَيِّدِنَا وَمَوْلَانَا مُحَمَّدٍ ❁ صَاحِبِ التَّاجِ وَالْمِعْرَاجِ وَالْبُرَاقِ وَالْعَلَمِ ❁ وَدَافِعِ الْبَلآءِ وَالْوَبَآءِ وَالْمَرَضِ وَالْأَلَمِ ❁ جِسْمُهُ مُطَهَّرٌ مُعَطَّرٌ مُنَوَّرٌ ❁ مَنِ اسْمُهُ مَكْتُوبٌ مَرْفُوعٌ مَوْضُوعٌ عَلَى اللَّوْحِ وَالْقَلَمِ ❁ شَمْسِ الضُّحَى ❁ بَدْرِ الدُّجَى ❁ نُورِ الْهُدَى ❁ مِصْبَاحِ الظُّلَمِ ❁ أَبِي الْقَاسِمِ سَيِّدِ الْكَوْنَيْنِ وَشَفِيعِ الثَّقَلَيْنِ ❁ أَبِي الْقَاسِمِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ❁ سَيِّدِ الْعَرَبِ وَالْعَجَمِ ❁ نَبِيِّ الْحَرَمَيْنِ ❁ مَحْبُوبٍ عِنْدَ رَبِّ الْمَشْرِقَيْنِ وَالْمَغْرِبَيْنِ ❁ يَا أَيُّهَا الْمُشْتَاقُونَ لِنُورِ جَمَالِهِ صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا ❁
OKUNUŞU
Allahümme salli ve sellim, ve bârik ve kerrim, bi-kadri azameti zâtike’l-aliyyeti, fî külli vaktin ve hînin ebeden, adede mâ alimte ve zinete mâ alimte ve mil’e mâ alimte, alâ seyyidinâ ve mevlânâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ ve mevlânâ Muhammed. Sâhibi’t-Tâci ve’l-Mi’râci ve’l-Burâki ve’l-Alemi, ve dâfi’i’l-belâi ve’l-vebâi ve’l-maradi ve’l-elemi. Cismühû mutahharun muattarun münevverun. Men ismühû mektûbün merfûün mevdûun ale’l-levhi ve’l-kalemi. Şemsi’d-duhâ, Bedri’d-dücâ, Nûri’l-hüdâ, Misbâhi’z-zülemi, Ebi’l-Kâsım seyyidi’l-kevneyni ve şefî’i’s-sekaleyn, Ebi’l-Kâsım seyyidinâ Muhammed ibni Abdullah, seyyidi’l-Arabi ve’l-Acemi, Nebiyyi’l-Haremeyn, mahbûbin inde Rabbi’l-meşrikayn ve’l-mağribeyn. Yâ eyyühe’l-müştâkûne li-nûri cemâlihî, sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ.
ANLAMI
Allah’ım! Efendimiz ve Mevlâmız Muhammed’e ve Efendimiz ve Mevlâmız Muhammed’in âline, yüce zâtının azameti ölçüsünce, her vakit ve her an, ebediyen; bildiklerinin sayısınca, bildiklerinin ağırlığınca ve bildiklerinin tamamını dolduracak kadar salât, selâm, bereket ve ikram eyle. O, Tac’ın, Miraç’ın, Burak’ın ve Sancağın sahibidir; belâları, salgınları, hastalıkları ve acıları giderendir. Mübarek bedeni tertemiz, güzel kokulu ve nurludur. Adı Levh ve Kalem üzerine yazılmış, yüceltilmiş ve yerleştirilmiştir. O, kuşluk vaktinin güneşi, karanlık gecenin dolunayı, hidayetin nuru ve karanlıkların kandilidir. Ebu’l-Kâsım, iki cihanın efendisi ve insanların ve cinlerin şefaatçisi; Ebu’l-Kâsım, Efendimiz Muhammed bin Abdullah, Arapların ve Acemlerin efendisi, iki Harem’in peygamberi ve iki doğunun ve iki batının Rabbi katında sevgili olandır. Ey onun cemâlinin nuruna hasret duyanlar! Ona salât edin ve tam bir teslimiyetle selâm gönderin.
HAKKINDA
Salavat-ı Tac (Arapça: صلاة التاج), Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) okunan en meşhur salavatlardan biridir. Dünyanın birçok yerinde okunmakta olup, özellikle Hint alt kıtasında büyük bir yaygınlığa sahiptir. Bu salavat, Yemen’in Hadramut Vadisi’ndeki Tarim şehrinden âlim ve arif Şeyh Ebu Bekir bin Salim tarafından kaleme alınmıştır. Kendisi, Hicrî 13 Cemâziyelâhir 919 (Milâdî 16 Ağustos 1513 Cumartesi) tarihinde doğmuştur. Lakapları arasında Fahrü’l-Vücûd da bulunmaktadır.
Salavatı Tac Fazileti
Salavatı Tac, Peygamber Efendimiz ﷺ üzerine okunan en meşhur salavatlardan biridir. Kaleme alındığı günden bu yana salihler, arifler ve müridler tarafından nesilden nesile okunmuş; pek çoğu onu günlük evrad ve ezkârlarının ayrılmaz bir parçası hâline getirmiştir. Çok sayıda âlim ve Allah dostu bu salavatı talebelerine ve müridlerine öğretmiş, Allah’ın sevgili Resûlü ﷺ’ne bolca salât u selâm getirerek Allah’a yakınlaşmanın bir vesilesi olarak devamlı okunmasını tavsiye etmiştir.
Geleneksel olarak Salavatı Tac, büyük bir bereket, mânevî nurlanma ve kalbin arınması vesilesi kabul edilir. Düzenli okunmasının kalbi yumuşattığı, rızkı artırdığı, sihir, haset, cinler ve diğer zararlı etkilerden Allah’ın izniyle koruduğu, keder ve üzüntüyü giderdiği, belâları uzaklaştırdığı ve Peygamber Efendimiz ﷺ’ne olan muhabbeti güçlendirdiği rivayet edilir. Birçok tasavvuf ehli ve irşad sahibi zat da bu salavatı ilhama mazhar olmaya ve Allah’ın izniyle Peygamber Efendimiz ﷺ’yi rüyada görmeye vesile kabul etmiştir.
Asırlar boyunca âlimler ve mâneviyat büyükleri, belirli maksatlar için şu şekilde okunmasını tavsiye etmişlerdir:
Kalbin arınması için: Her gün sabah namazından sonra 7 defa, ikindi namazından sonra 3 defa ve yatsı namazından sonra 3 defa okunur.
Rızkın artması için: Her gün sabah namazından sonra veya teheccüd ile sabah namazı arasında 7 defa okunur.
Sihir, cinler, şeytanlar, hastalıklar ve belâlardan korunmak için: Her gün 11 defa okunur.
Düşmanlardan, zulümden, hasetten ve sıkıntılardan korunmak için: Her gün 1 defa veya yatsı namazından sonra 41 defa, 40 gün boyunca okunur.
Meşru bir ihtiyacın veya hayırlı bir maksadın gerçekleşmesi için: Yatsı ile sabah namazı arasında gece vakti 40 defa okunur.
İlhama mazhar olmak için: Üç yıl boyunca her gün 100 defa okunur.
Peygamber Efendimiz ﷺ’yi rüyada görmek için: Her Perşembe gecesi (Cuma gecesi) 170 defa, 40 hafta boyunca okunur.
Hastalıktan şifa bulmak için: 11 defa okunur, suya üflenir ve o su içilir.
Muhabbet kazanmak için: Halvette 40 gece boyunca her gece 111 defa okunur.
Çocuk sahibi olmak isteyen kısır bir kadın için: 21 hurmanın her birine 7 defa salavat okunur (toplam 147 defa); ardından kadına her gün bir hurma yedirilir.
Hamilelik sırasında yaşanan sıkıntılar için: Yedi gün boyunca her gün su üzerine 7 defa okunur; yedinci gün bu su içirilir.
Bu uygulamalar çeşitli tasavvuf büyüklerinden nakledilmiştir. Bunların fayda vermesi nihayetinde Allah Teâlâ’nın iradesine bağlıdır. Bu sebeple samimiyet, ihlâs, meşru bir niyet ve Allah’a tam tevekkülle yerine getirilmelidir. Her şeyden önce Salavatı Tac, Allah Resûlü ﷺ’ne duyulan sevgi ve hürmetin bir ifadesidir. Onun en büyük bereketi ise, Allah’ın sevgili Peygamberi ﷺ’ne bolca salât u selâm getirerek Allah Teâlâ’ya yakınlaşmaya vesile olmasıdır.
1.New Version
ARAPÇASI
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا وَمَوْلَانَا مُحَمَّدٍ ❁ صَاحِبِ التَّاجِ وَالْمِعْرَاجِ وَالْبُرَاقِ وَالْعَلَمِ ❁ دَافِعِ الْبَلآءِ وَالْوَبَآءِ وَالْقَحْطِ وَالْمَرَضِ وَالْأَلَمِ ❁ اِسْمُهُ مَكْتُوبٌ مَرْفُوعٌ مَشْفُوعٌ مَنْقُوشٌ فِي اللَّوْحِ وَالْقَلَمِ ❁ سَيِّدِ الْعَرَبِ وَالْعَجَمِ ❁ جِسْمُهُ مُقَدَّسٌ مُعَطَّرٌ مُطَهَّرٌ مُنَوَّرٌ فِي الْبَيْتِ وَالْحَرَمِ ❁ شَمْسِ الضُّحَى ❁ بَدْرِ الدُّجَى ❁ صَدْرِ الْعُلَى ❁ نُورِ الْهُدَى ❁ كَهْفِ الْوَرَى ❁ مِصْبَاحِ الظُّلَمِ ❁ جَمِيلِ الشِّيَمِ ❁ شَفِيعِ الْأُمَمِ ❁ صَاحِبِ الْجُودِ وَالْكَرَمِ ❁ وَاللَّهُ عَاصِمُهُ ❁ وَجِبْرِيلُ خَادِمُهُ ❁ وَالْبُرَاقُ مَرْكَبُهُ ❁ وَالْمِعْرَاجُ سَفَرُهُ ❁ وَسِدْرَتُ الْمُنْتَهَى مَقَامُهُ ❁ وَقَابَ قَوْسَيْنِ مَطْلُوبُهُ ❁ وَالْمَطْلُوبُ مَقْصُودُهُ ❁ وَالْمَقْصُودُ مَوْجُودُهُ ❁ سَيِّدِ الْمُرْسَلِينَ ❁ خَاتِمِ النَّبِيِّينَ ❁ شَفِيعِ الْمُذْنِبِينَ ❁ أَنِيسِ الْغَرِيبِينَ ❁ رَحْمَةٍ لِلْعَالَمِينَ ❁ رَاحَةِ الْعَاشِقِينَ ❁ مُرَادِ الْمُشْتَاقِينَ ❁ شَمْسِ الْعَارِفِينَ ❁ سِرَاجِ السَّالِكِينَ ❁ مِصْبَاحِ الْمُقَرَّبِينَ ❁ مُحِبِّ الْفُقَرَاءِ وَالْغُرَبَاءِ وَالْمَسَاكِينِ ❁ سَيِّدِ الثَّقَلَيْنِ ❁ نَبِيِّ الْحَرَمَيْنِ ❁ إِمَامِ الْقِبْلَتَيْنِ ❁ وَسِيلَتِنَا فِي الدَّارَيْنِ ❁ صَاحِبِ قَابَ قَوْسَيْنِ ❁ مَحْبُوبِ رَبِّ الْمَشْرِقَيْنِ وَالْمَغْرِبَيْنِ ❁ جَدِّ الْحَسَنِ وَالْحُسَيْنِ ❁ مَوْلَانَا وَمَوْلَى الثَّقَلَيْنِ ❁ أَبِي الْقَاسِمِ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ❁ نُورٍ مِنْ نُورِ اللَّهِ ❁ يَا أَيُّهَا الْمُشْتَاقُونَ بِنُورِ جَمَالِهِ ❁ صَلُّوا عَلَيْهِ وَآلِهِ وَأَصْحَابِهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا ❁
OKUNUŞU
Allahümme salli alâ seyyidinâ ve mevlânâ Muhammedin, sâhibi’t-Tâci ve’l-Mi’râci ve’l-Burâki ve’l-Alemi, dâfi’i’l-belâi ve’l-vebâi ve’l-kahti ve’l-maradi ve’l-elemi, ismühû mektûbün merfûün meşfûün menkûşün fi’l-levhi ve’l-kalemi, seyyidi’l-Arabi ve’l-Acemi, cismühû mukaddesün muattarun mutahharun münevverun fi’l-beyti ve’l-harami, Şemsi’d-duhâ, Bedri’d-dücâ, Sadri’l-ulâ, Nûri’l-hüdâ, Kehfi’l-verâ, Misbâhi’z-zülemi, Cemîli’ş-şiyemi, Şefî’i’l-ümemi, Sâhibi’l-cûdi ve’l-keremi, vallâhü âsımühû, ve Cebrâîlü hâdimühû, ve’l-Burâku merkebühû, ve’l-Mi’râcu seferühû, ve Sidretü’l-Müntehâ makâmühû, ve Kâbe kavseyni matlûbühû, ve’l-matlûbü maksûdühû, ve’l-maksûdü mevcûdühû, seyyidi’l-mürselîn, Hâtemi’n-nebiyyîn, şefî’i’l-müznibîn, enîsi’l-garîbîn, rahmeten li’l-âlemîn, râhati’l-âşıkîn, murâdi’l-müştâkîn, Şemsi’l-ârifîn, Sirâci’s-sâlikîn, Misbâhi’l-mukarrebîn, muhibbi’l-fukarâi ve’l-gurabâi ve’l-mesâkîn, seyyidi’s-sekaleyn, Nebiyyi’l-Haremeyn, İmâmi’l-Kıbleteyn, vesîletünâ fi’d-dâreyn, sâhibi Kâbe kavseyn, mahbûbi Rabbi’l-meşrikayn ve’l-mağribeyn, ceddi’l-Haseni ve’l-Hüseyn, mevlânâ ve mevlâ’s-sekaleyn, Ebi’l-Kâsım Muhammed ibni Abdullah, nûrün min nûrillâh, yâ eyyühe’l-müştâkûne bi-nûri cemâlihî, sallû aleyhi ve âlihî ve ashâbihî ve sellimû teslîmâ.
ANLAMI
Allah’ım! Efendimiz ve Mevlâmız Muhammed’e salât eyle. O, Tac’ın, Miraç’ın, Burak’ın ve Sancağın sahibidir; belâları, salgınları, kuraklığı, hastalıkları ve acıları giderendir. Onun adı Levh ve Kalem’de yazılmış, yüceltilmiş, şefaatle şereflendirilmiş ve nakşedilmiştir. O, Arapların ve Acemlerin efendisidir. Mübarek bedeni mukaddes, güzel kokulu, tertemiz ve Beyt ile Harem’de nurludur. O, kuşluk vaktinin güneşi, karanlık gecenin dolunayı, yüceliğin zirvesi, hidayetin nuru, bütün mahlûkatın sığınağı ve karanlıkların kandilidir. Güzel ahlâk sahibidir; ümmetlerin şefaatçisi, cömertlik ve kerem sahibidir. Allah onun koruyucusudur. Cebrâil onun hizmetkârıdır. Burak onun bineği, Miraç onun yolculuğu, Sidretü’l-Müntehâ onun makamıdır. Kâbe kavseyn onun eriştiği makamdır. Aradığı gaye, maksududur; maksudu ise gerçekleşmiştir. O, peygamberlerin efendisi, nebilerin sonuncusu, günahkârların şefaatçisi, gariplerin dostu, âlemlere rahmet, âşıkların huzuru, hasret çekenlerin muradı, ariflerin güneşi, hak yolunda yürüyenlerin kandili, Allah’a yakın olanların nuru, fakirlerin, gariplerin ve muhtaçların dostudur. O, insanların ve cinlerin efendisi, iki Harem’in peygamberi, iki kıblenin imamı, dünya ve ahirette vesilemiz, Kâbe kavseyn makamının sahibi, iki doğunun ve iki batının Rabbi’nin sevgilisi, Hasan ve Hüseyin’in dedesi, Efendimiz ve insanların ve cinlerin Mevlâsı, Ebu’l-Kâsım Muhammed bin Abdullah, Allah’ın nurundan bir nurdur. Ey onun cemâlinin nuruna hasret duyanlar! Ona, âline ve ashâbına salât ve selâm edin.
Salavat-ı Tac'ın Orijinal Metni
Zamanla, Salavat-ı Tac’ın orijinal metni Hint alt kıtasındaki âlimler tarafından yapılan ilavelerle genişletilmiş ve bugün en yaygın olarak okunan şekli ortaya çıkmıştır. Şeyh Ebu Bekir bin Salim tarafından kaleme alınan Salavat-ı Tac’ın orijinal metni ise aşağıdaki gibidir:
2. Old Version
ARAPÇASI
اللَّهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ ❁ وَبَارِكْ وَكَرِّمْ ❁ بِقَدْرِ عَظَمَةِ ذَاتِكَ الْعَلِيَّةِ ❁ فيِ كُلِّ وَقْتٍ وَحِيْنٍ أَبَدًا ❁ عَدَدَ مَا عَلِمْتَ وَزِنَةَ مَا عَلِمْتَ وَمِلْءَ مَا عَلِمْتَ ❁ عَلَى سَيِّدِنَا وَمَوْلَانَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ سَيِّدِنَا وَمَوْلَانَا مُحَمَّدٍ ❁ صَاحِبِ التَّاجِ وَالْمِعْرَاجِ وَالْبُرَاقِ وَالْعَلَمِ ❁ وَدَافِعِ الْبَلآءِ وَالْوَبَآءِ وَالْمَرَضِ وَالْأَلَمِ ❁ جِسْمُهُ مُطَهَّرٌ مُعَطَّرٌ مُنَوَّرٌ ❁ مَنِ اسْمُهُ مَكْتُوبٌ مَرْفُوعٌ مَوْضُوعٌ عَلَى اللَّوْحِ وَالْقَلَمِ ❁ شَمْسِ الضُّحَى ❁ بَدْرِ الدُّجَى ❁ نُورِ الْهُدَى ❁ مِصْبَاحِ الظُّلَمِ ❁ أَبِي الْقَاسِمِ سَيِّدِ الْكَوْنَيْنِ وَشَفِيعِ الثَّقَلَيْنِ ❁ أَبِي الْقَاسِمِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ❁ سَيِّدِ الْعَرَبِ وَالْعَجَمِ ❁ نَبِيِّ الْحَرَمَيْنِ ❁ مَحْبُوبٍ عِنْدَ رَبِّ الْمَشْرِقَيْنِ وَالْمَغْرِبَيْنِ ❁ يَا أَيُّهَا الْمُشْتَاقُونَ لِنُورِ جَمَالِهِ صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا ❁
OKUNUŞU
Allahümme salli ve sellim, ve bârik ve kerrim, bi-kadri azameti zâtike’l-aliyyeti, fî külli vaktin ve hînin ebeden, adede mâ alimte ve zinete mâ alimte ve mil’e mâ alimte, alâ seyyidinâ ve mevlânâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ ve mevlânâ Muhammed. Sâhibi’t-Tâci ve’l-Mi’râci ve’l-Burâki ve’l-Alemi, ve dâfi’i’l-belâi ve’l-vebâi ve’l-maradi ve’l-elemi. Cismühû mutahharun muattarun münevverun. Men ismühû mektûbün merfûün mevdûun ale’l-levhi ve’l-kalemi. Şemsi’d-duhâ, Bedri’d-dücâ, Nûri’l-hüdâ, Misbâhi’z-zülemi, Ebi’l-Kâsım seyyidi’l-kevneyni ve şefî’i’s-sekaleyn, Ebi’l-Kâsım seyyidinâ Muhammed ibni Abdullah, seyyidi’l-Arabi ve’l-Acemi, Nebiyyi’l-Haremeyn, mahbûbin inde Rabbi’l-meşrikayn ve’l-mağribeyn. Yâ eyyühe’l-müştâkûne li-nûri cemâlihî, sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ.
ANLAMI
Allah’ım! Efendimiz ve Mevlâmız Muhammed’e ve Efendimiz ve Mevlâmız Muhammed’in âline, yüce zâtının azameti ölçüsünce, her vakit ve her an, ebediyen; bildiklerinin sayısınca, bildiklerinin ağırlığınca ve bildiklerinin tamamını dolduracak kadar salât, selâm, bereket ve ikram eyle. O, Tac’ın, Miraç’ın, Burak’ın ve Sancağın sahibidir; belâları, salgınları, hastalıkları ve acıları giderendir. Mübarek bedeni tertemiz, güzel kokulu ve nurludur. Adı Levh ve Kalem üzerine yazılmış, yüceltilmiş ve yerleştirilmiştir. O, kuşluk vaktinin güneşi, karanlık gecenin dolunayı, hidayetin nuru ve karanlıkların kandilidir. Ebu’l-Kâsım, iki cihanın efendisi ve insanların ve cinlerin şefaatçisi; Ebu’l-Kâsım, Efendimiz Muhammed bin Abdullah, Arapların ve Acemlerin efendisi, iki Harem’in peygamberi ve iki doğunun ve iki batının Rabbi katında sevgili olandır. Ey onun cemâlinin nuruna hasret duyanlar! Ona salât edin ve tam bir teslimiyetle selâm gönderin.
HAKKINDA
Salavat-ı Tac (Arapça: صلاة التاج), Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) okunan en meşhur salavatlardan biridir. Dünyanın birçok yerinde okunmakta olup, özellikle Hint alt kıtasında büyük bir yaygınlığa sahiptir. Bu salavat, Yemen’in Hadramut Vadisi’ndeki Tarim şehrinden âlim ve arif Şeyh Ebu Bekir bin Salim tarafından kaleme alınmıştır. Kendisi, Hicrî 13 Cemâziyelâhir 919 (Milâdî 16 Ağustos 1513 Cumartesi) tarihinde doğmuştur. Lakapları arasında Fahrü’l-Vücûd da bulunmaktadır.
Salavatı Tac Fazileti
Salavatı Tac, Peygamber Efendimiz ﷺ üzerine okunan en meşhur salavatlardan biridir. Kaleme alındığı günden bu yana salihler, arifler ve müridler tarafından nesilden nesile okunmuş; pek çoğu onu günlük evrad ve ezkârlarının ayrılmaz bir parçası hâline getirmiştir. Çok sayıda âlim ve Allah dostu bu salavatı talebelerine ve müridlerine öğretmiş, Allah’ın sevgili Resûlü ﷺ’ne bolca salât u selâm getirerek Allah’a yakınlaşmanın bir vesilesi olarak devamlı okunmasını tavsiye etmiştir.
Geleneksel olarak Salavatı Tac, büyük bir bereket, mânevî nurlanma ve kalbin arınması vesilesi kabul edilir. Düzenli okunmasının kalbi yumuşattığı, rızkı artırdığı, sihir, haset, cinler ve diğer zararlı etkilerden Allah’ın izniyle koruduğu, keder ve üzüntüyü giderdiği, belâları uzaklaştırdığı ve Peygamber Efendimiz ﷺ’ne olan muhabbeti güçlendirdiği rivayet edilir. Birçok tasavvuf ehli ve irşad sahibi zat da bu salavatı ilhama mazhar olmaya ve Allah’ın izniyle Peygamber Efendimiz ﷺ’yi rüyada görmeye vesile kabul etmiştir.
Asırlar boyunca âlimler ve mâneviyat büyükleri, belirli maksatlar için şu şekilde okunmasını tavsiye etmişlerdir:
Kalbin arınması için: Her gün sabah namazından sonra 7 defa, ikindi namazından sonra 3 defa ve yatsı namazından sonra 3 defa okunur.
Rızkın artması için: Her gün sabah namazından sonra veya teheccüd ile sabah namazı arasında 7 defa okunur.
Sihir, cinler, şeytanlar, hastalıklar ve belâlardan korunmak için: Her gün 11 defa okunur.
Düşmanlardan, zulümden, hasetten ve sıkıntılardan korunmak için: Her gün 1 defa veya yatsı namazından sonra 41 defa, 40 gün boyunca okunur.
Meşru bir ihtiyacın veya hayırlı bir maksadın gerçekleşmesi için: Yatsı ile sabah namazı arasında gece vakti 40 defa okunur.
İlhama mazhar olmak için: Üç yıl boyunca her gün 100 defa okunur.
Peygamber Efendimiz ﷺ’yi rüyada görmek için: Her Perşembe gecesi (Cuma gecesi) 170 defa, 40 hafta boyunca okunur.
Hastalıktan şifa bulmak için: 11 defa okunur, suya üflenir ve o su içilir.
Muhabbet kazanmak için: Halvette 40 gece boyunca her gece 111 defa okunur.
Çocuk sahibi olmak isteyen kısır bir kadın için: 21 hurmanın her birine 7 defa salavat okunur (toplam 147 defa); ardından kadına her gün bir hurma yedirilir.
Hamilelik sırasında yaşanan sıkıntılar için: Yedi gün boyunca her gün su üzerine 7 defa okunur; yedinci gün bu su içirilir.
Bu uygulamalar çeşitli tasavvuf büyüklerinden nakledilmiştir. Bunların fayda vermesi nihayetinde Allah Teâlâ’nın iradesine bağlıdır. Bu sebeple samimiyet, ihlâs, meşru bir niyet ve Allah’a tam tevekkülle yerine getirilmelidir. Her şeyden önce Salavatı Tac, Allah Resûlü ﷺ’ne duyulan sevgi ve hürmetin bir ifadesidir. Onun en büyük bereketi ise, Allah’ın sevgili Peygamberi ﷺ’ne bolca salât u selâm getirerek Allah Teâlâ’ya yakınlaşmaya vesile olmasıdır.
Salavat-ı Münciye Duası (Salatan Tüncina)
ARAPÇASI
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ صَلَاةً تُنْجِينَا بِهَا مِنْ جَمِيعِ الْأَهْوَالِ وَالْآفَاتِ ❁ وَتَقْضِى لَنَا بِهَا جَمِيعَ الْحَاجَاتِ ❁ وَتُطَهِّرُنَا بِهَا مِنْ جَمِيعِ السَّيِّئَاتِ ❁ وَتَرْفَعُنَا بِهَا عِنْدَكَ أَعْلَى الدَّرَجَاتِ ❁ وَتُبَلِّغُنَا بِهَا أَقْصَى الْغَايَاتِ ❁ مِنْ جَمِيعِ الْخَيْرَاتِ ❁ فِي الْحَيَاةِ وَبَعْدَ الْمَمَاتِ ❁
OKUNUŞU
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin salâten tüncînâ bihâ min cemî’i’l-ehvâli ve’l-âfâti, ve takdî lenâ bihâ cemî’a’l-hâcâti, ve tutahhirunâ bihâ min cemî’i’s-seyyiâti, ve terfa’unâ bihâ indeke a’lâ’d-derecâti, ve tübelliğunâ bihâ aksa’l-ğâyâti, min cemî’i’l-hayrâti, fi’l-hayâti ve ba’de’l-memât.
ANLAMI
Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e öyle bir salât eyle ki onun vesilesiyle bizi bütün korku ve musibetlerden kurtarasın, bütün ihtiyaçlarımızı gideresin, bizi bütün günahlardan arındırasın, katında bizi en yüksek derecelere yükseltesin, bizi bütün hayırların en yüce gayelerine ulaştırasın, dünya hayatında da ölümden sonra da.
HAKKINDA
Salat-ı Tüncina (Arapça: الصلاة التنجينية; Kurtuluş Duası) veya Salat-ı Münciye (Arapça: الصلاة المنجية; Kurtuluş Duası), Peygamber Efendimiz ﷺ’e okunan en meşhur salavatlardan biridir. Bu mübarek salavat, Şeyh Musa el-Darir tarafından nakledilmiştir.
Salaten Tüncina Fazileti
Salat-ı Tüncina veya Salat-ı Münciye’nin faziletleri, İslam tarihi boyunca birçok âlim tarafından zikredilmiştir. Bu mübarek salavat hakkında en eski rivayetlerden biri, Şeyh Ömer bin Ali bin Salim el-Fâkihânî’nin (v. 734 H.) Fecrü’l-Münîr adlı eserinde yer almaktadır. Burada Şeyh Musa el-Darir’den, bu mübarek salavatın nasıl nakledildiğine dair meşhur rivayet doğrudan aktarılmaktadır.
Şeyh Musa el-Darir
Şeyh Musa el-Darir şöyle buyurmuştur:
Bir gün denizde bir gemiyle yolculuk ediyordum. O sırada el-İklâbiyye (“Alabora Eden”) adı verilen şiddetli bir fırtınaya yakalandık. Bu fırtınadan çok az kimse sağ kurtulabilirdi. Şiddetli rüzgârlarla mücadele ederken uykuya daldım.
Rüyamda Resûlullah ﷺ’i gördüm. Bana şöyle buyurdu: “Gemide bulunan yolculara şu salavatı 1000 defa okumalarını söyle: Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin salâten tüncînâ bihâ…”
Uyandığımda gördüğüm rüyayı gemide bulunanlara anlattım. Biz bu salavatı 300 defa okuyuncaya kadar, Resûlullah ﷺ’e salât u selâm getirmenin bereketiyle fırtına dinmişti.
Yukarıda yer alan Salat-ı Tüncina metni, Şeyh Musa el-Darir’den nakledilen aslî lafızdır. Asırlar boyunca buna ilâve edilen bazı ifadeleri ihtiva eden, küçük farklılıklar gösteren başka rivayetler de yaygınlık kazanmıştır.
Sonradan Eklenen İfadeler
Muhaddis Ahmed el-Utaridî’nin, Seyyid Muhammed Efendi Âbidîn’den naklettiğine göre, el-Ârifü’l-Ekber bu salavatın sonuna şu ifadeleri ilâve etmiştir:
يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ يَا الله
Yâ Erhame’r-Râhimîn, Yâ Allah
Ey merhametlilerin en merhametlisi! Ey Allah!
XIX. yüzyıl Türk âlimi ve arifi Şeyh Muhammed Hakkı Efendi en-Nâzilî (v. 1301 H./1884 M.), Hazînetü’l-Esrâr adlı eserinde şöyle yazmaktadır:
Bu salavata, “Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin salâten tüncînâ bihâ…” diye başlayarak Resûlullah ﷺ’in Ehl-i Beyti’ni de dâhil etmek daha faziletlidir. Zira Resûlullah ﷺ bunun daha kâmil olduğunu ve duanın daha süratli kabulüne vesile olduğunu haber vermiştir.
Şeyhü’l-Ekber Muhyiddin İbn Arabî’nin naklettiği rivayette de Resûlullah ﷺ’in Ehl-i Beyti’ne salât yer almaktadır.
İmam el-Cezûlî
Salat-ı Tüncina, İmam el-Cezûlî tarafından telif edilen ve Resûlullah ﷺ’e salât u selâmları ihtiva eden meşhur eser Delâilü’l-Hayrât‘ta da yer almaktadır. Bu salavat, geleneksel olarak çarşamba günleri okunan üçüncü hizb içerisinde bulunmaktadır.
Şeyh Hasan bin Ali el-Esvânî, Delâilü’l-Hayrât şerhinde şöyle yazmaktadır:
Kim bu salavatı bir sıkıntı veya beklenmedik bir musibet anında 1000 defa okursa, Allah onu o musibetten kurtarır ve muradına eriştirir.
Yine şöyle nakleder:
Kim tâun salgını sırasında bu salavatı çokça okursa ondan korunur. Kim de deniz yolculuğuna çıkmadan önce bu salavatı çokça okursa boğulmaktan muhafaza edilir.
Muhyiddin İbn Arabî
Muhyiddin İbn Arabî şöyle buyurmuştur:
Bu salavat Arş’ın hazinelerindendir. Kim dünya veya ahiretle ilgili herhangi bir ihtiyacı için gece vakti bu salavatı 1000 defa okursa, Allah onun ihtiyacını giderir ve duası şimşek çakmasından daha süratli kabul olunur.
Yine şöyle buyurmuştur:
Bu salavatın sırları gizli tutulmalı ve onları anlayamayacak kimselere açıklanmamalıdır.
Nakledilen Diğer Faziletler
Âriflerden birinin şöyle dediği de nakledilmiştir:
Kim bu salavatı 500 defa okursa, Allah’ın izniyle arzu ettiği helâl kazanç ve hayra kavuşur. Bu salavat tecrübe edilmiş, doğruluğu ve faydası defalarca görülmüştür.
Şeyh Muhammed Hakkı Efendi en-Nâzilî de şöyle yazmaktadır:
Bu salavat çeşitli sayılarda okunmuştur; bunlar arasında 4000 ve başka bir rivayete göre 12000 defa okunması da vardır. Her topluluk faydasını gördüğü sayıyı tercih etmiş, insanlar da onun bereketlerine şahit olmuş, sıkıntılarının giderildiğini ve muratlarına eriştiklerini görmüşlerdir.
Şeyh Ahmed el-Bûnî ile İmam el-Cezûlî de bu salavatın faziletlerini ve mânevî inceliklerini zikretmişlerdir. Ancak sırlarının, kıymetini bilmeyen kimselerin eline geçmesinden endişe ettikleri için bunları açıklamamışlardır.
Not: Bu salavatın faziletleri ve tavsiye edilen okuma sayıları güvenilir âlimler ve mâneviyat büyüklerinden nakledilmiştir. Bunlardan elde edilecek fayda nihayetinde Allah Teâlâ’nın dilemesine bağlıdır. Bu sebeple ihlâs, sahih niyet ve Allah’a tam tevekkül ile okunmalıdır.
Kaynaklar
The Muhammadan Litanies: Prayers upon the Prophet Muhammad ﷺ for Invocation and Reflection – From the works of Shaykh Yusuf al-Nabahani. Translation and Notes by Abdul Aziz Suraqah.
ARAPÇASI
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ صَلَاةً تُنْجِينَا بِهَا مِنْ جَمِيعِ الْأَهْوَالِ وَالْآفَاتِ ❁ وَتَقْضِى لَنَا بِهَا جَمِيعَ الْحَاجَاتِ ❁ وَتُطَهِّرُنَا بِهَا مِنْ جَمِيعِ السَّيِّئَاتِ ❁ وَتَرْفَعُنَا بِهَا عِنْدَكَ أَعْلَى الدَّرَجَاتِ ❁ وَتُبَلِّغُنَا بِهَا أَقْصَى الْغَايَاتِ ❁ مِنْ جَمِيعِ الْخَيْرَاتِ ❁ فِي الْحَيَاةِ وَبَعْدَ الْمَمَاتِ ❁
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin salâten tüncînâ bihâ min cemî’i’l-ehvâli ve’l-âfâti, ve takdî lenâ bihâ cemî’a’l-hâcâti, ve tutahhirunâ bihâ min cemî’i’s-seyyiâti, ve terfa’unâ bihâ indeke a’lâ’d-derecâti, ve tübelliğunâ bihâ aksa’l-ğâyâti, min cemî’i’l-hayrâti, fi’l-hayâti ve ba’de’l-memât.
ANLAMI
Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e öyle bir salât eyle ki onun vesilesiyle bizi bütün korku ve musibetlerden kurtarasın, bütün ihtiyaçlarımızı gideresin, bizi bütün günahlardan arındırasın, katında bizi en yüksek derecelere yükseltesin, bizi bütün hayırların en yüce gayelerine ulaştırasın, dünya hayatında da ölümden sonra da.
HAKKINDA
Salat-ı Tüncina (Arapça: الصلاة التنجينية; Kurtuluş Duası) veya Salat-ı Münciye (Arapça: الصلاة المنجية; Kurtuluş Duası), Peygamber Efendimiz ﷺ’e okunan en meşhur salavatlardan biridir. Bu mübarek salavat, Şeyh Musa el-Darir tarafından nakledilmiştir.
Salaten Tüncina Fazileti
Salat-ı Tüncina veya Salat-ı Münciye’nin faziletleri, İslam tarihi boyunca birçok âlim tarafından zikredilmiştir. Bu mübarek salavat hakkında en eski rivayetlerden biri, Şeyh Ömer bin Ali bin Salim el-Fâkihânî’nin (v. 734 H.) Fecrü’l-Münîr adlı eserinde yer almaktadır. Burada Şeyh Musa el-Darir’den, bu mübarek salavatın nasıl nakledildiğine dair meşhur rivayet doğrudan aktarılmaktadır.
Şeyh Musa el-Darir
Şeyh Musa el-Darir şöyle buyurmuştur:
Bir gün denizde bir gemiyle yolculuk ediyordum. O sırada el-İklâbiyye (“Alabora Eden”) adı verilen şiddetli bir fırtınaya yakalandık. Bu fırtınadan çok az kimse sağ kurtulabilirdi. Şiddetli rüzgârlarla mücadele ederken uykuya daldım.
Rüyamda Resûlullah ﷺ’i gördüm. Bana şöyle buyurdu: “Gemide bulunan yolculara şu salavatı 1000 defa okumalarını söyle: Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin salâten tüncînâ bihâ…”
Uyandığımda gördüğüm rüyayı gemide bulunanlara anlattım. Biz bu salavatı 300 defa okuyuncaya kadar, Resûlullah ﷺ’e salât u selâm getirmenin bereketiyle fırtına dinmişti.
Yukarıda yer alan Salat-ı Tüncina metni, Şeyh Musa el-Darir’den nakledilen aslî lafızdır. Asırlar boyunca buna ilâve edilen bazı ifadeleri ihtiva eden, küçük farklılıklar gösteren başka rivayetler de yaygınlık kazanmıştır.
Sonradan Eklenen İfadeler
Muhaddis Ahmed el-Utaridî’nin, Seyyid Muhammed Efendi Âbidîn’den naklettiğine göre, el-Ârifü’l-Ekber bu salavatın sonuna şu ifadeleri ilâve etmiştir:
يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ يَا الله
Yâ Erhame’r-Râhimîn, Yâ Allah
Ey merhametlilerin en merhametlisi! Ey Allah!
XIX. yüzyıl Türk âlimi ve arifi Şeyh Muhammed Hakkı Efendi en-Nâzilî (v. 1301 H./1884 M.), Hazînetü’l-Esrâr adlı eserinde şöyle yazmaktadır:
Bu salavata, “Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin salâten tüncînâ bihâ…” diye başlayarak Resûlullah ﷺ’in Ehl-i Beyti’ni de dâhil etmek daha faziletlidir. Zira Resûlullah ﷺ bunun daha kâmil olduğunu ve duanın daha süratli kabulüne vesile olduğunu haber vermiştir.
Şeyhü’l-Ekber Muhyiddin İbn Arabî’nin naklettiği rivayette de Resûlullah ﷺ’in Ehl-i Beyti’ne salât yer almaktadır.
İmam el-Cezûlî
Salat-ı Tüncina, İmam el-Cezûlî tarafından telif edilen ve Resûlullah ﷺ’e salât u selâmları ihtiva eden meşhur eser Delâilü’l-Hayrât‘ta da yer almaktadır. Bu salavat, geleneksel olarak çarşamba günleri okunan üçüncü hizb içerisinde bulunmaktadır.
Şeyh Hasan bin Ali el-Esvânî, Delâilü’l-Hayrât şerhinde şöyle yazmaktadır:
Kim bu salavatı bir sıkıntı veya beklenmedik bir musibet anında 1000 defa okursa, Allah onu o musibetten kurtarır ve muradına eriştirir.
Yine şöyle nakleder:
Kim tâun salgını sırasında bu salavatı çokça okursa ondan korunur. Kim de deniz yolculuğuna çıkmadan önce bu salavatı çokça okursa boğulmaktan muhafaza edilir.
Muhyiddin İbn Arabî
Muhyiddin İbn Arabî şöyle buyurmuştur:
Bu salavat Arş’ın hazinelerindendir. Kim dünya veya ahiretle ilgili herhangi bir ihtiyacı için gece vakti bu salavatı 1000 defa okursa, Allah onun ihtiyacını giderir ve duası şimşek çakmasından daha süratli kabul olunur.
Yine şöyle buyurmuştur:
Bu salavatın sırları gizli tutulmalı ve onları anlayamayacak kimselere açıklanmamalıdır.
Nakledilen Diğer Faziletler
Âriflerden birinin şöyle dediği de nakledilmiştir:
Kim bu salavatı 500 defa okursa, Allah’ın izniyle arzu ettiği helâl kazanç ve hayra kavuşur. Bu salavat tecrübe edilmiş, doğruluğu ve faydası defalarca görülmüştür.
Şeyh Muhammed Hakkı Efendi en-Nâzilî de şöyle yazmaktadır:
Bu salavat çeşitli sayılarda okunmuştur; bunlar arasında 4000 ve başka bir rivayete göre 12000 defa okunması da vardır. Her topluluk faydasını gördüğü sayıyı tercih etmiş, insanlar da onun bereketlerine şahit olmuş, sıkıntılarının giderildiğini ve muratlarına eriştiklerini görmüşlerdir.
Şeyh Ahmed el-Bûnî ile İmam el-Cezûlî de bu salavatın faziletlerini ve mânevî inceliklerini zikretmişlerdir. Ancak sırlarının, kıymetini bilmeyen kimselerin eline geçmesinden endişe ettikleri için bunları açıklamamışlardır.
Not: Bu salavatın faziletleri ve tavsiye edilen okuma sayıları güvenilir âlimler ve mâneviyat büyüklerinden nakledilmiştir. Bunlardan elde edilecek fayda nihayetinde Allah Teâlâ’nın dilemesine bağlıdır. Bu sebeple ihlâs, sahih niyet ve Allah’a tam tevekkül ile okunmalıdır.
Kaynaklar
The Muhammadan Litanies: Prayers upon the Prophet Muhammad ﷺ for Invocation and Reflection – From the works of Shaykh Yusuf al-Nabahani. Translation and Notes by Abdul Aziz Suraqah.
Salâvat-ı Tefrîciyye (nâriye)
ARAPÇASI
اللَّهُمَّ صَلِّ صَلَاةً كَامِلَةً ❁ وَسَلِّمْ سَلَامًا تَامًّا ❁ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ الَّذِي تَنْحَلُّ بِهِ الْعُقَدُ ❁ وَتَنْفَرِجُ بِهِ الْكُرَبُ ❁ وَتُقْضَى بِهِ الْحَوَائِجُ ❁ وَتُنَالُ بِهِ الرَّغَائِبُ وَحُسْنُ الْخَوَاتِمِ ❁ وَيُسْتَسْقَى الْغَمَامُ بِوَجْهِهِ الْكَرِيمِ ❁ وَعَلى آلِهِ وَصَحْبِهِ ❁ فِي كُلِّ لَمْحَةٍ وَنَفَسٍ بِعَدَدِ كُلِّ مَعْلُومٍ لَكَ ❁
OKUNUŞU
Allahümme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen, alâ seyyidinâ Muhammedinillezî tenhallü bihil-ukadu, ve tenfericü bihil-kurabu, ve tukdâ bihil-havâicü, ve tünâlü bihir-regâibü ve hüsnü’l-havâtimi, ve yüsteskal-gamâmu bi-vechihi’l-kerîmi, ve alâ âlihî ve sahbihî, fî külli lemhatin ve nefesin bi-adedi külli ma‘lûmin lek.
ANLAMI
Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e eksiksiz bir salât ve tam bir selâm eyle. O, kendisi vesilesiyle düğümlerin çözüldüğü, sıkıntıların giderildiği, ihtiyaçların karşılandığı, muratlara erişildiği ve hüsn-i hâtimeye kavuşulduğu zâttır. Onun mübarek yüzü hürmetine yağmur istenir. Salât ve selâm O’nun âline ve ashabına da olsun, her bakışta ve her nefeste, Senin bildiğin her şeyin sayısınca.
HAKKINDA
Salât-ı Tefriciye (Arapça: صلاة التفريجية; Ferahlık Duası), Salât-ı Nâriye (Arapça: الصلاة النارية; Ateş Duası) olarak da bilinen, Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) okunan en meşhur salavatlardan biridir. Geleneksel olarak İmam el-Kurtubî’ye nispet edilen bu salavat, Şeyh Abdülvehhâb et-Tâzî ile olan irtibatı sebebiyle Salât-ı Tâziye (Arapça: صلاة التازية) adıyla da tanınır. Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) yönelik bu kapsamlı salavat, sıkıntıların giderilmesi, darlıkların açılması, musibet ve belalardan korunmak için İslam dünyasında asırlardır okunmaktadır.
Salât-ı Tefriciye Fazileti
Salât-ı Tefriciye‘nin faziletleri, İslâm tarihi boyunca birçok âlim tarafından zikredilmiştir. Bu konuda en kapsamlı rivayetlerden biri, XIX. yüzyıl Osmanlı âlimi ve ârifi Şeyh Muhammed Hakkı Efendi en-Nâzilî‘nin (ö. 1301/1884) kaleme aldığı Hazînetü’l-Esrâr (Sırlar Hazinesi) adlı eserinde yer almaktadır. Şeyh en-Nâzilî bu eserinde, bu mübarek salavatın faziletleri ve düzenli okunmasının manevî faydaları hakkında önceki âlimlerden nakledilen rivayetleri bir araya getirmiştir.
İmam el-Kurtubî
Şeyh en-Nâzilî, meşhur Endülüslü âlim İmam el-Kurtubî‘den (ö. 671/1273) şu nakli aktarır:
Kim bu salavatı her gün düzenli olarak 141 defa veya daha fazla okursa, Allah Teâlâ onun gam ve kederini giderir, sıkıntılarını ve zorluklarını ortadan kaldırır, işlerini kolaylaştırır, kalbini nurlandırır, derecesini yükseltir, hâlini güzelleştirir, rızkını artırır ve kendisine pek çok hayır kapısı açar. Sözü tesirli olur, kıtlık ve fakirlik gibi musibetlerden korunur, insanların gönüllerine sevgisi yerleştirilir. Allah Teâlâ’dan istediği hiçbir şey yoktur ki Allah ona ihsan etmesin.
İmam el-Kurtubî sözlerine şöyle devam eder:
Bu faziletlere ancak bu salavatı düzenli olarak okumaya devam eden kimseler erişebilir. Bu salavat, Allah Teâlâ’nın hazinelerinden bir hazinedir ve onu okumak bu hazinelerin anahtarıdır. Bu salavata devam eden kimselere manevî fetihler ihsan edilir ve bu sayede Allah’ın kendileri için takdir ettiği nimetlere erişirler.
Şeyh Muhammed es-Senûsî
Cezayir’deki Senûsiyye Tarikatı’nın kurucusu Şeyh Muhammed es-Senûsî (ö. 1276/1859), salavatın sonuna şu ifadeyi eklemiştir:
“fî kulli lamḥatin ve nefesin bi-‘adedi kulli ma’lûmin lek.”
Kendisinden şu söz de nakledilmiştir:
Kim bu salavatı her gün 11 defa okumaya devam ederse, sanki bu salavat onun rızkının gökten inmesine ve yerden bitmesine vesile olur.
İmam ed-Dîneverî
Şeyh en-Nâzilî, İmam ed-Dîneverî‘den de bu salavatın faziletleri hakkında şu rivayetleri nakleder:
Her farz namazdan sonra 11 defa
Kim bu salavatı her farz namazdan sonra 11 defa okur ve bunu günlük virdi hâline getirirse, rızkı hiçbir zaman kesilmez; yüksek derecelere ve bol nimetlere kavuşur.
Sabah namazından sonra 41 defa
Kim bu salavatı her gün sabah namazından sonra düzenli olarak 41 defa okursa, dilek ve ihtiyaçlarına kavuşur.
Günde 100 defa
Kim bu salavatı her gün 100 defa okumaya devam ederse, arzu ettiği şeye kavuşur; hatta umduğundan daha fazlasını elde eder.
Günde 313 defa
Kim bu salavatı, peygamberlerin sayısına uygun olarak, manevî hakikatlerin açılması niyetiyle her gün 313 defa okursa, görmeyi arzu ettiği her şeyi görür.
Günde 1000 defa
Kim bu salavatı her gün 1000 defa okumaya devam ederse, hiçbir dilin tarif edemeyeceği nimetlere kavuşur; öyle nimetler ki hiçbir göz görmemiş, hiçbir kulak işitmemiş ve hiçbir insanın kalbinden geçmemiştir.
4444 Defa Okunması
Hazînetü’l-Esrâr‘ın başka bir bölümünde Şeyh en-Nâzilî, Kuzey Afrika’da sıkıntılardan kurtulmak veya önemli bir ihtiyacın yerine gelmesi için uygulanan geleneksel bir usulü şöyle anlatır:
Tecrübe edilmiş dualardan biri de İmam el-Kurtubî’den nakledilen Salât-ı Tefriciye‘dir. Mağrib halkı buna Salât-ı Nâriye adını verir. Çünkü önemli bir ihtiyacın gerçekleşmesini istediklerinde veya yaklaşan bir musibetten korunmayı dilediklerinde bir araya toplanır, bu salavatı 4444 defa okurlar. Allah’ın izniyle istediklerine kısa zamanda kavuşurlar. Manevî ilimlerle meşgul olanlar ise bu salavatı Miftâhu’l-Kenzi’l-Muhît li Neyli Murâdi’l-‘Âbid (Kulların Muradına Ulaştıran Kuşatıcı Hazinenin Anahtarı) olarak isimlendirirler.
Not: Bu usul uygulanırken 4444 salavat, genellikle bu salavatı düzenli okuyan 7 veya 11 kişi arasında paylaştırılır. Meselâ 11 kişi bulunuyorsa, her biri 404 defa okur. Okuma tamamlandıktan sonra cemaat hep birlikte Allah Teâlâ’ya dua ederek, bu hatmin hangi ihtiyaç için yapıldıysa onun kabulünü niyaz eder.
Şeyh en-Nâzilî’nin İcazeti
Şeyh Muhammed en-Nâzilî, bu salavatı okumaya nasıl icazet aldığını da şöyle nakleder:
Bu salavatı bu lafızlarla okumaya dair icazeti Mekke’deki Ebû Kubeys Dağı‘nda Şeyh Muhammed es-Senûsî’den aldım. Daha sonra Şeyh el-Mağribî’den, ardından da Şeyh Seyyid Zeyn bin Mekkî’den icazet aldım. Allah Teâlâ onların hepsinden razı olsun.
Şeyh Abdülvehhâb et-Tâzî
Salât-ı Nâriye, Faslı büyük âlim ve ârif Şeyh Abdülvehhâb et-Tâzî (ö. 1206/1792) ile olan irtibatı sebebiyle Salât-ı Tâziye adıyla da anılır. Kendisi, büyük mutasavvıf Şeyh Abdülazîz ed-Debbâğ‘ın (ö. 1132/1719) seçkin talebelerinden biri olmuş, daha sonra ise bu salavatın geniş kitlelere ulaşmasına vesile olan Şeyh Ahmed b. İdrîs el-Fâsî‘nin (ö. 1253/1837) hocaları arasında yer almıştır.
Not: Burada zikredilen faziletler ve tavsiye edilen zikir sayıları, güvenilir âlimler ve mâneviyat büyüklerinden nakledilmiştir. Bunlardan istifade etmek bütünüyle Allah Teâlâ’nın dilemesine bağlıdır. Bu salavat, ihlâs, meşru bir niyet ve Allah’a tam tevekkülle okunmalıdır.
İsimleri
İsim Anlamı
Salât-ı Nâriye Bu isim, Arapça nâr (ateş) kelimesinden türemiştir. Geleneksel inanışa göre, bu salavatı düzenli olarak okumak, kişinin ihtiyaçlarının ateşin süratle yayılması gibi hızlı bir şekilde yerine gelmesine vesile olur.
Salât-ı Tefriciye “Ferahlık Duası” olarak tercüme edilen bu isim, Allah Teâlâ’nın bu salavatı düzenli okuyan kimseleri sıkıntı ve darlıklardan kurtardığına dair yaygın inancı ifade eder. olarak okuyan kişiyi rahatlattığı için Rahatlama Duası olarak tercüme edilmiştir.
Salât-ı Kurtubiyye Bu isim, salavatın geleneksel olarak kendisine nispet edildiği meşhur Endülüslü âlim İmam el-Kurtubî‘den gelmektedir.
Salât-ı Tâziye Bu isim, salavatın yaygınlaşmasında önemli rol oynayan Faslı âlim ve ârif Şeyh Abdülvehhâb et-Tâzî‘ye nispet edilmiştir.
Salât-ı Kâmile “Kâmil Dua” veya “Mükemmel Salavat” anlamına gelen bu isim, bu salavatın içerdiği kapsamlı dua ve bereketlere işaret eder.
ARAPÇASI
اللَّهُمَّ صَلِّ صَلَاةً كَامِلَةً ❁ وَسَلِّمْ سَلَامًا تَامًّا ❁ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ الَّذِي تَنْحَلُّ بِهِ الْعُقَدُ ❁ وَتَنْفَرِجُ بِهِ الْكُرَبُ ❁ وَتُقْضَى بِهِ الْحَوَائِجُ ❁ وَتُنَالُ بِهِ الرَّغَائِبُ وَحُسْنُ الْخَوَاتِمِ ❁ وَيُسْتَسْقَى الْغَمَامُ بِوَجْهِهِ الْكَرِيمِ ❁ وَعَلى آلِهِ وَصَحْبِهِ ❁ فِي كُلِّ لَمْحَةٍ وَنَفَسٍ بِعَدَدِ كُلِّ مَعْلُومٍ لَكَ ❁
Allahümme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen, alâ seyyidinâ Muhammedinillezî tenhallü bihil-ukadu, ve tenfericü bihil-kurabu, ve tukdâ bihil-havâicü, ve tünâlü bihir-regâibü ve hüsnü’l-havâtimi, ve yüsteskal-gamâmu bi-vechihi’l-kerîmi, ve alâ âlihî ve sahbihî, fî külli lemhatin ve nefesin bi-adedi külli ma‘lûmin lek.
ANLAMI
Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e eksiksiz bir salât ve tam bir selâm eyle. O, kendisi vesilesiyle düğümlerin çözüldüğü, sıkıntıların giderildiği, ihtiyaçların karşılandığı, muratlara erişildiği ve hüsn-i hâtimeye kavuşulduğu zâttır. Onun mübarek yüzü hürmetine yağmur istenir. Salât ve selâm O’nun âline ve ashabına da olsun, her bakışta ve her nefeste, Senin bildiğin her şeyin sayısınca.
HAKKINDA
Salât-ı Tefriciye (Arapça: صلاة التفريجية; Ferahlık Duası), Salât-ı Nâriye (Arapça: الصلاة النارية; Ateş Duası) olarak da bilinen, Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) okunan en meşhur salavatlardan biridir. Geleneksel olarak İmam el-Kurtubî’ye nispet edilen bu salavat, Şeyh Abdülvehhâb et-Tâzî ile olan irtibatı sebebiyle Salât-ı Tâziye (Arapça: صلاة التازية) adıyla da tanınır. Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) yönelik bu kapsamlı salavat, sıkıntıların giderilmesi, darlıkların açılması, musibet ve belalardan korunmak için İslam dünyasında asırlardır okunmaktadır.
Salât-ı Tefriciye Fazileti
Salât-ı Tefriciye‘nin faziletleri, İslâm tarihi boyunca birçok âlim tarafından zikredilmiştir. Bu konuda en kapsamlı rivayetlerden biri, XIX. yüzyıl Osmanlı âlimi ve ârifi Şeyh Muhammed Hakkı Efendi en-Nâzilî‘nin (ö. 1301/1884) kaleme aldığı Hazînetü’l-Esrâr (Sırlar Hazinesi) adlı eserinde yer almaktadır. Şeyh en-Nâzilî bu eserinde, bu mübarek salavatın faziletleri ve düzenli okunmasının manevî faydaları hakkında önceki âlimlerden nakledilen rivayetleri bir araya getirmiştir.
İmam el-Kurtubî
Şeyh en-Nâzilî, meşhur Endülüslü âlim İmam el-Kurtubî‘den (ö. 671/1273) şu nakli aktarır:
Kim bu salavatı her gün düzenli olarak 141 defa veya daha fazla okursa, Allah Teâlâ onun gam ve kederini giderir, sıkıntılarını ve zorluklarını ortadan kaldırır, işlerini kolaylaştırır, kalbini nurlandırır, derecesini yükseltir, hâlini güzelleştirir, rızkını artırır ve kendisine pek çok hayır kapısı açar. Sözü tesirli olur, kıtlık ve fakirlik gibi musibetlerden korunur, insanların gönüllerine sevgisi yerleştirilir. Allah Teâlâ’dan istediği hiçbir şey yoktur ki Allah ona ihsan etmesin.
İmam el-Kurtubî sözlerine şöyle devam eder:
Bu faziletlere ancak bu salavatı düzenli olarak okumaya devam eden kimseler erişebilir. Bu salavat, Allah Teâlâ’nın hazinelerinden bir hazinedir ve onu okumak bu hazinelerin anahtarıdır. Bu salavata devam eden kimselere manevî fetihler ihsan edilir ve bu sayede Allah’ın kendileri için takdir ettiği nimetlere erişirler.
Şeyh Muhammed es-Senûsî
Cezayir’deki Senûsiyye Tarikatı’nın kurucusu Şeyh Muhammed es-Senûsî (ö. 1276/1859), salavatın sonuna şu ifadeyi eklemiştir:
“fî kulli lamḥatin ve nefesin bi-‘adedi kulli ma’lûmin lek.”
Kendisinden şu söz de nakledilmiştir:
Kim bu salavatı her gün 11 defa okumaya devam ederse, sanki bu salavat onun rızkının gökten inmesine ve yerden bitmesine vesile olur.
İmam ed-Dîneverî
Şeyh en-Nâzilî, İmam ed-Dîneverî‘den de bu salavatın faziletleri hakkında şu rivayetleri nakleder:
Her farz namazdan sonra 11 defa
Kim bu salavatı her farz namazdan sonra 11 defa okur ve bunu günlük virdi hâline getirirse, rızkı hiçbir zaman kesilmez; yüksek derecelere ve bol nimetlere kavuşur.
Sabah namazından sonra 41 defa
Kim bu salavatı her gün sabah namazından sonra düzenli olarak 41 defa okursa, dilek ve ihtiyaçlarına kavuşur.
Günde 100 defa
Kim bu salavatı her gün 100 defa okumaya devam ederse, arzu ettiği şeye kavuşur; hatta umduğundan daha fazlasını elde eder.
Günde 313 defa
Kim bu salavatı, peygamberlerin sayısına uygun olarak, manevî hakikatlerin açılması niyetiyle her gün 313 defa okursa, görmeyi arzu ettiği her şeyi görür.
Günde 1000 defa
Kim bu salavatı her gün 1000 defa okumaya devam ederse, hiçbir dilin tarif edemeyeceği nimetlere kavuşur; öyle nimetler ki hiçbir göz görmemiş, hiçbir kulak işitmemiş ve hiçbir insanın kalbinden geçmemiştir.
4444 Defa Okunması
Hazînetü’l-Esrâr‘ın başka bir bölümünde Şeyh en-Nâzilî, Kuzey Afrika’da sıkıntılardan kurtulmak veya önemli bir ihtiyacın yerine gelmesi için uygulanan geleneksel bir usulü şöyle anlatır:
Tecrübe edilmiş dualardan biri de İmam el-Kurtubî’den nakledilen Salât-ı Tefriciye‘dir. Mağrib halkı buna Salât-ı Nâriye adını verir. Çünkü önemli bir ihtiyacın gerçekleşmesini istediklerinde veya yaklaşan bir musibetten korunmayı dilediklerinde bir araya toplanır, bu salavatı 4444 defa okurlar. Allah’ın izniyle istediklerine kısa zamanda kavuşurlar. Manevî ilimlerle meşgul olanlar ise bu salavatı Miftâhu’l-Kenzi’l-Muhît li Neyli Murâdi’l-‘Âbid (Kulların Muradına Ulaştıran Kuşatıcı Hazinenin Anahtarı) olarak isimlendirirler.
Not: Bu usul uygulanırken 4444 salavat, genellikle bu salavatı düzenli okuyan 7 veya 11 kişi arasında paylaştırılır. Meselâ 11 kişi bulunuyorsa, her biri 404 defa okur. Okuma tamamlandıktan sonra cemaat hep birlikte Allah Teâlâ’ya dua ederek, bu hatmin hangi ihtiyaç için yapıldıysa onun kabulünü niyaz eder.
Şeyh en-Nâzilî’nin İcazeti
Şeyh Muhammed en-Nâzilî, bu salavatı okumaya nasıl icazet aldığını da şöyle nakleder:
Bu salavatı bu lafızlarla okumaya dair icazeti Mekke’deki Ebû Kubeys Dağı‘nda Şeyh Muhammed es-Senûsî’den aldım. Daha sonra Şeyh el-Mağribî’den, ardından da Şeyh Seyyid Zeyn bin Mekkî’den icazet aldım. Allah Teâlâ onların hepsinden razı olsun.
Şeyh Abdülvehhâb et-Tâzî
Salât-ı Nâriye, Faslı büyük âlim ve ârif Şeyh Abdülvehhâb et-Tâzî (ö. 1206/1792) ile olan irtibatı sebebiyle Salât-ı Tâziye adıyla da anılır. Kendisi, büyük mutasavvıf Şeyh Abdülazîz ed-Debbâğ‘ın (ö. 1132/1719) seçkin talebelerinden biri olmuş, daha sonra ise bu salavatın geniş kitlelere ulaşmasına vesile olan Şeyh Ahmed b. İdrîs el-Fâsî‘nin (ö. 1253/1837) hocaları arasında yer almıştır.
Not: Burada zikredilen faziletler ve tavsiye edilen zikir sayıları, güvenilir âlimler ve mâneviyat büyüklerinden nakledilmiştir. Bunlardan istifade etmek bütünüyle Allah Teâlâ’nın dilemesine bağlıdır. Bu salavat, ihlâs, meşru bir niyet ve Allah’a tam tevekkülle okunmalıdır.
İsimleri
İsim Anlamı
Salât-ı Nâriye Bu isim, Arapça nâr (ateş) kelimesinden türemiştir. Geleneksel inanışa göre, bu salavatı düzenli olarak okumak, kişinin ihtiyaçlarının ateşin süratle yayılması gibi hızlı bir şekilde yerine gelmesine vesile olur.
Salât-ı Tefriciye “Ferahlık Duası” olarak tercüme edilen bu isim, Allah Teâlâ’nın bu salavatı düzenli okuyan kimseleri sıkıntı ve darlıklardan kurtardığına dair yaygın inancı ifade eder. olarak okuyan kişiyi rahatlattığı için Rahatlama Duası olarak tercüme edilmiştir.
Salât-ı Kurtubiyye Bu isim, salavatın geleneksel olarak kendisine nispet edildiği meşhur Endülüslü âlim İmam el-Kurtubî‘den gelmektedir.
Salât-ı Tâziye Bu isim, salavatın yaygınlaşmasında önemli rol oynayan Faslı âlim ve ârif Şeyh Abdülvehhâb et-Tâzî‘ye nispet edilmiştir.
Salât-ı Kâmile “Kâmil Dua” veya “Mükemmel Salavat” anlamına gelen bu isim, bu salavatın içerdiği kapsamlı dua ve bereketlere işaret eder.
RAŞiT TUNCA
BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
SON YENi KONULAR
FORUMA GiR
FORUMDA ARA
SUPPORT
Calendar
Members
Forum Team
Forum Statistics
» En Son Üye:
» Toplam Konular: 7,849
» Toplam Yorumlar: 9,058
Read More / Comment 
