Konu Değerlendirmesi:
  • 17 Oy(lar) - 3.29 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Eğer Bilmiyorsanız, Zikir Ehline Sorun (Kar©glanin 02 Şubat 2018 Vaazi)
#1
RasitTunca-1 
EĞER BİLMİYORSANIZ, ZİKİR EHLİNE SORUN

(Kar©glan’ın 2 Şubat 2018 Vaazı)


Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

وَمَا أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ إِلَّا رِجَالًا نُّوحِي إِلَيْهِمْ فَاسْأَلُوا أَهْلَ الذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

Okunuşu: Ve mâ erselnâ min kablike illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta‘lemûn.

Meali:

“Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun.”

(Enbiyâ suresi, 7. ayet)

Bismillahirrahmanirrahim. Yolculuğumuza başlıyoruz.

وَلِكُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولٌ فَإِذَا جَاءَ رَسُولُهُمْ قُضِيَ بَيْنَهُم بِالْقِسْطِ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

Okunuşu: Ve li kulli ummetin resûl. Fe izâ câe resûluhum kudıye beynehum bil kıstı ve hum lâ yuzlemûn.

Meali:

“Her ümmetin bir peygamberi vardır. Peygamberleri geldiği zaman aralarında adaletle hükmedilir ve onlara zulmedilmez.”

(Yûnus suresi, 47. ayet)

PEYGAMBERLERE İMAN VE İLİM EHLİNE DANIŞMAK

Peygamberler, Allah’ın insanlara doğru yolu bildirmek üzere seçtiği ve vahyini tebliğ etmekle görevlendirdiği elçilerdir. İnsanlara Allah’a kulluğu, güzel ahlakı, adaleti, merhameti ve sorumluluk bilincini öğretmişlerdir.

İlk peygamber Hz. Âdem’den son peygamber Hz. Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem) kadar birçok peygamber gönderilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de peygamberlerin hepsinin isimleri bildirilmemiş, bazılarının kıssaları anlatılmış, bazılarından ise söz edilmemiştir.

Peygamberlerin toplam sayısı hakkında bazı hadis rivayetlerinde 124 bin, başka nakillerde ise farklı rakamlar zikredilir. Ancak Kur’an-ı Kerim bu konuda kesin bir sayı bildirmez. Bu sebeple söz konusu rakamları tartışmasız ve kesin bir bilgi olarak sunmak yerine, rivayetlerde geçen bilgiler olarak değerlendirmek gerekir.

Bizim için asıl önemli olan, Allah’ın gönderdiği bütün peygamberlere iman etmektir. İsimlerini bildiklerimize isimleriyle, isimlerini bilmediklerimize ise topluca iman ederiz. Allah’ın peygamberleri arasında iman bakımından ayrım yapmayız.

Bakara suresinin 285. ayetinde şöyle buyrulur:

آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللَّهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ

Okunuşu: Âmener resûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihî vel mu’minûn. Kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulihî. Lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih. Ve kâlû semi‘nâ ve ata‘nâ, gufrâneke rabbenâ ve ileykel masîr.

Meali:

“Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, müminler de iman ettiler. Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler. ‘O’nun peygamberlerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz’ dediler. Şöyle de dediler: ‘İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Bağışlamanı dileriz. Dönüş yalnız Sanadır.’”

(Bakara suresi, 285. ayet)

Bu ayet bize peygamberlere imanın temelini öğretir. Hz. Âdem’den Hz. Muhammed’e (aleyhimüsselâm) kadar gönderilmiş olan peygamberlerin hak ve gerçek olduklarına inanırız. Kur’an’da adı geçen peygamberleri tanımaya çalışırken, adları bildirilmeyen peygamberlerin varlığını da kabul ederiz.

Allah Teâlâ, Mü’min suresinin 78. ayetinde şöyle buyurur:

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلًا مِّن قَبْلِكَ مِنْهُم مَّن قَصَصْنَا عَلَيْكَ وَمِنْهُم مَّن لَّمْ نَقْصُصْ عَلَيْكَ

Okunuşu: Ve lekad erselnâ rusulen min kablike minhum men kasasnâ aleyke ve minhum men lem naksus aleyk.

Meali:

“Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana anlattıklarımız da var, anlatmadıklarımız da var.”

(Mü’min suresi, 78. ayet)

Bu ayet, peygamberlerin hepsinin kıssalarının bize bildirilmediğini açıkça göstermektedir. Dolayısıyla isimlerini bilmediğimiz peygamberler hakkında kesin hükümler vermemeli, Allah’ın bildirdiği kadarıyla yetinmeliyiz.

KUR’AN-I KERİM’DE ADI GEÇEN PEYGAMBERLER

İslam geleneğinde Kur’an-ı Kerim’de adı geçen 25 peygamber bulunduğu kabul edilir. Bunlar şunlardır:

1. Hz. Âdem (aleyhisselâm):

İlk insan ve ilk peygamberdir. Kur’an’da yaratılışı, kendisine isimlerin öğretilmesi ve imtihanı anlatılır. İnsanlık ailesinin başlangıcıdır.

2. Hz. İdris (aleyhisselâm):

Kur’an’da adı geçen peygamberlerdendir. Doğru sözlü ve yüksek bir makama yükseltilmiş bir kimse olarak anılır.

3. Hz. Nuh (aleyhisselâm):

Kavmini Allah’a iman etmeye çağırmış, uzun süre tebliğde bulunmuş ve sabrıyla örnek olmuştur. Kur’an’da onun adıyla anılan bir sure de vardır.

4. Hz. Hûd (aleyhisselâm):

Âd kavmine gönderilmiştir. Kavmini Allah’a kulluğa ve doğru yola davet etmiş, onları kibir ve taşkınlıktan sakındırmıştır.

5. Hz. Sâlih (aleyhisselâm):

Semûd kavmine gönderilmiştir. Kavmini Allah’a iman etmeye çağırmış, kendilerine bildirilen ilahî işaretler karşısında sorumluluklarını hatırlatmıştır.

6. Hz. İbrahim (aleyhisselâm):

Tevhid inancının önde gelen peygamberlerindendir. Putperestliğe karşı çıkmış, Allah’a teslimiyetin ve tevekkülün örneği olmuştur. Hz. İsmail ile birlikte Kâbe’nin temellerini yükseltmiştir.

7. Hz. Lût (aleyhisselâm):

Kavmini kötülüklerden uzaklaşmaya ve Allah’ın emirlerine uymaya çağırmıştır. Kur’an’da onun tebliği ve kavminin durumu anlatılır.

8. Hz. İsmail (aleyhisselâm):

Hz. İbrahim’in oğludur. Kur’an’da sözünde duran, sabırlı ve ailesine namazı ve zekâtı emreden bir peygamber olarak anılır. Babasıyla birlikte Kâbe’nin temellerini yükseltmiştir.

9. Hz. İshak (aleyhisselâm):

Hz. İbrahim’e müjdelenen peygamberdir. Kur’an’da Allah’ın salih kullarından biri olarak zikredilir.

10. Hz. Yakup (aleyhisselâm):

Hz. İshak’ın oğlu, Hz. Yusuf’un babasıdır. Sabrı, Allah’a bağlılığı ve zorluklar karşısındaki tevekkülüyle örnek gösterilir.

11. Hz. Yusuf (aleyhisselâm):

Kardeşlerinin kıskançlığı, kuyuda bırakılması, Mısır’a götürülmesi ve daha sonra önemli bir göreve gelmesi Kur’an’da anlatılır. Affediciliği, iffeti ve Allah’a bağlılığıyla örnektir.

12. Hz. Şuayb (aleyhisselâm):

Medyen halkına gönderilmiştir. Ölçü ve tartıda hile yapmamalarını, insanların haklarını gözetmelerini ve dürüst davranmalarını öğütlemiştir.

13. Hz. Musa (aleyhisselâm):

İsrailoğullarına gönderilmiş, Firavun’a karşı hakikati tebliğ etmiştir. Kendisine Tevrat verilmiştir. Kur’an’da kıssasına geniş yer ayrılmıştır.

14. Hz. Harun (aleyhisselâm):

Hz. Musa’nın kardeşi ve peygamberlik görevinde onun yardımcısıdır. Kavmini doğru yola çağırma görevinde bulunmuştur.

15. Hz. Davud (aleyhisselâm):

Hem peygamberlik hem de hükümdarlıkla görevlendirilmiştir. Kendisine Zebur verilmiş, adaletle hükmetmesi emredilmiştir.

16. Hz. Süleyman (aleyhisselâm):

Hz. Davud’un oğludur. Allah ona büyük bir hükümranlık ve çeşitli nimetler vermiştir. Kur’an’da onun şükür ve adalet anlayışı üzerinde durulur.

17. Hz. Eyyub (aleyhisselâm):

Hastalık ve sıkıntılar karşısında sabrıyla tanınır. Allah’a yönelmesi ve O’nun rahmetine sığınması müminler için örnektir.

18. Hz. Zülkifl (aleyhisselâm):

Kur’an’da sabreden ve salih kullar arasında anılan isimlerdendir. Hakkındaki ayrıntılı bilgiler sınırlıdır.

19. Hz. Yunus (aleyhisselâm):

Kavmine gönderilmiş bir peygamberdir. Sıkıntı anında Allah’a yönelmesi ve duası Kur’an’da anlatılır.

20. Hz. İlyas (aleyhisselâm):

Kavmini Allah’a kulluğa çağırmış, Allah’tan başka varlıklara tapınmayı bırakmalarını istemiştir.

21. Hz. Elyesa (aleyhisselâm):

Kur’an’da adı geçen peygamberlerdendir. Allah tarafından seçilmiş ve salih kullar arasında anılmıştır.

22. Hz. Zekeriyya (aleyhisselâm):

Allah’a dua ederek kendisine hayırlı bir evlat verilmesini dilemiştir. Duası kabul edilmiş ve Hz. Yahya’nın doğumu kendisine müjdelenmiştir.

23. Hz. Yahya (aleyhisselâm):

Hz. Zekeriyya’nın oğludur. Küçük yaşından itibaren hikmet ve temizlikle anılmış, Allah’a bağlılığıyla örnek olmuştur.

24. Hz. İsa (aleyhisselâm):

Hz. Meryem’in oğludur. Allah’ın izniyle çeşitli mucizeler göstermiş, İsrailoğullarına gönderilmiş ve kendisine İncil verilmiştir.

25. Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem):

Allah’ın son peygamberidir. Kur’an-ı Kerim kendisine indirilmiş ve bütün insanlığa müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir.

Kur’an-ı Kerim’de Zülkarneyn, Lokman ve Üzeyr isimleri de geçer. Ancak bu isimlerin peygamberlikle ilişkisi konusunda farklı görüşler bulunduğundan, onlar 25 peygamberlik listesine dâhil edilmez.

Burada dikkat edilmesi gereken husus, Kur’an’da adı geçen peygamberlerin hayatları hakkında anlatılanlarla başka kaynaklarda aktarılan rivayetleri birbirinden ayırmaktır. Bazı peygamberlerin meslekleri, yaşadıkları yerler, aile hayatları ve kendilerine verilen sahifeler hakkında farklı rivayetler bulunmaktadır. Bu tür ayrıntıların hepsini kesin bilgi olarak kabul etmemeliyiz.

Bizler, Kur’an’da isimleri bildirilen peygamberlere ve isimleri bildirilmeyen diğer peygamberlere iman ederiz. Onların hepsinin Allah tarafından gönderilmiş hak elçiler olduğuna inanırız.

İLİM EHLİNE SORMAK VE BİLMEDİĞİNİ KABUL ETMEK

“Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun” buyruğu, bilmediğimiz meselelerde bilgili ve güvenilir kimselere danışmamız gerektiğini hatırlatır.

Buradaki temel ders, insanın her şeyi kendisinin bildiğini düşünmemesidir. Bir konuda bilgimiz yoksa bunu kabul etmek bir eksiklik değil, doğru bilgiye ulaşmanın başlangıcıdır.

Dinî bir meselede Kur’an’ın açıklamasına, güvenilir sünnet bilgisine ve alanında ehil âlimlerin değerlendirmelerine başvurmalıyız. Bir sözün hadis olduğu söyleniyorsa, kaynağını ve güvenilirliğini araştırmak da önemlidir. Her duyduğumuz sözü Peygamber Efendimize nispet etmek doğru değildir.

Aynı şekilde, dinî konularla ilgili kişisel yorumlarımızı ayet veya hadis gibi sunmamalıyız. Bir âlimin görüşü, bir tasavvuf büyüğünün yorumu ve bir kişinin kendi düşüncesi birbirinden farklı şeylerdir. Bunların kaynaklarını ve mahiyetlerini doğru belirtmek, ilme saygının gereğidir.

Allah Teâlâ’dan bizleri faydalı ilim öğrenen, öğrendiğiyle amel eden, bilmediği konuda ehline danışan ve hakikati ararken tevazudan ayrılmayan kullarından eylemesini dileriz.

Birinci Bölümün Sonu


TEKÂMÜLDE, KEMAL YOLCULUĞUNDA ZİKRİN ÖNEMİ

İKİNCİ BÖLÜM

Esma-i Hüsnâ, Zikir ve Manevi Terbiye

Kardeşlerim, Allah’ı zikretmek, O’nun güzel isimlerini anmak ve bu isimlerin ifade ettiği manalar üzerinde düşünmek, insanın manevi eğitiminde önemli bir yere sahiptir. Esma-i Hüsnâ, Allah Teâlâ’nın güzel isimleridir. Bu isimleri öğrenirken yalnızca kelimeleri tekrar etmekle yetinmemeli, onların manalarını da kavramaya çalışmalıyız.

Mesela “Er-Rahmân” ismini zikrederken Allah’ın rahmetini düşünmeli; “Er-Rahîm” ismini anarken merhametin hayatımızdaki yerini hatırlamalıyız. “El-Adl” ismini zikrederken adaletli olmayı, “El-Hakk” ismini anarken doğru sözlü olmayı, “El-Kaviyy” ismini düşünürken hak ve hayır yolunda sabırlı durmayı kendimize hatırlatmalıyız.

Zikir, yalnızca dilin hareketi değildir. Dilin zikrine kalbin yönelişi, aklın anlayışı ve davranışların güzelleşmesi de eşlik etmelidir. İnsan Allah’ı çokça zikrettiğini söylüyor, fakat insanlara karşı merhametsiz davranıyor, emanete riayet etmiyor ve haksızlıktan uzak durmuyorsa kendi manevi hâlini yeniden gözden geçirmelidir.

Geleneksel ebced hesabında bazı Esma-i Hüsnâ için şu sayısal değerler verilir:

Ya Rahmân: 298

Ya Kaviyy: 116

Ya Semî: 180

Ya Müteâlî: 551

Ya Hakk: 108

Ya Kuddûs: 170

Ya Bâtın: 62

Ya Adl: 104

Ya Rahîm: 258

Ya Metîn: 500

Bunlar geleneksel ebced hesabına göre verilen değerlerdir. Kullanılan yazım ve hesaplama yöntemine göre bazı farklılıklar görülebilir. Bu sayıları fiziksel frekanslar olarak değerlendirmek veya her bir sayının insan bedeninde belirli bir bilimsel etki meydana getirdiğini ileri sürmek doğru olmaz. Zikirde sayı kullanılması, belirli bir manevi disiplinin parçası olabilir; ancak sayının kendisine bağımsız ve kesin bir güç atfetmemek gerekir.

Raşidi yolunda da zikirlerin bir düzen içinde yapılmasına önem verilir. Bu düzenin amacı, insanın devamlılığını sağlaması, nefsini terbiye etmeye çalışması ve Allah’a yönelişini güçlendirmesidir. Kişi gücünü aşan bir yük altına girmemeli; kendisine öğretilen usule, ölçüye ve edebe riayet etmelidir.

Letaif Kavramı ve Nefsin Terbiyesi

Tasavvuf geleneğinde “letaif” kelimesi, insanın manevi yönünü anlatmak için kullanılan kavramlardan biridir. Farklı tasavvuf yollarında letaifin sayısı, isimleri ve sıralaması konusunda çeşitli açıklamalar bulunur. Bu anlatımlar, insanın iç dünyasını tanımaya, kalbini arındırmaya ve nefsini eğitmeye yönelik manevi açıklamalar olarak ele alınmalıdır.

Bazı geleneksel anlatımlarda letaif, ruh, kalp ve nefsin çeşitli mertebeleriyle ilişkilendirilir. Bunların bedenin belirli organlarında bulunan, ölçülebilir özel frekanslar veya tıp biliminin ortaya koyduğu ayrı fiziksel merkezler olduğu söylenemez. Manevi eğitimle ilgili kavramları, tıbbi ve biyolojik bilgilerle birbirine karıştırmamak gerekir.

İnsan bedeninin her organının kendine özgü bir görevi vardır. Akciğerler solunuma, mide sindirime, karaciğer çeşitli metabolik işlevlere, dalak bağışıklık sistemiyle ilgili bazı görevlere, böbrekler ise kanın süzülmesine ve sıvı dengesinin düzenlenmesine katkıda bulunur. Bu organların işlevlerini manevi mertebelerle bire bir eşleştirmek, tıbbi bakımdan kanıtlanmış bir bilgi değildir.

Bununla birlikte, bedene iyi bakmak ile manevi hayatı korumak arasında önemli bir ilişki vardır. İnsan uykusuna, beslenmesine, temizliğine ve sağlığına dikkat ettiğinde ibadetlerini ve günlük sorumluluklarını daha düzenli yerine getirebilir. Hastalık ortaya çıktığında ise manevi destekle birlikte gerektiğinde tıbbi yardım da alınmalıdır.

Nefsin terbiyesinde asıl üzerinde durmamız gereken şey, davranışlarımızı düzeltmektir. Nefs-i emmâre, insanı kötülüğe yönelten arzularla mücadeleyi hatırlatır. Nefs-i levvâme, insanın yaptığı hataları fark edip kendisini sorgulamasını düşündürür. Nefs-i mülhime, hayır ve şer arasında ayrım yapma sorumluluğunu hatırlatır. Daha ileri manevi mertebeler ise tasavvuf geleneğinde Allah’a teslimiyet, rıza, huzur ve arınma kavramlarıyla açıklanır.

Ancak kişi kendisini belirli bir mertebeye ulaşmış sayarak başkalarından üstün görmemelidir. Manevi gelişimin alameti, insanın kendisini büyük görmesi değil; daha mütevazı, daha merhametli, daha adaletli ve daha sorumlu hâle gelmesidir.

İlham, İç Ses ve Manevi Ölçü

İnsan bazen bir düşünceyle, bir rüyayla veya iç dünyasında beliren bir hisle karşılaşabilir. Böyle zamanlarda hemen bunun ilahî bir işaret, bir melekten gelen mesaj veya gaybî bir haber olduğuna hükmetmemelidir. İnsan zihni; hatıralardan, duygulardan, beklentilerden ve günlük yaşantıdan etkilenir. Her düşüncenin veya hissin özel bir manevi kaynağa dayandığını söylemek mümkün değildir.

Tasavvuf yolunda edep, ölçü ve istikamet önemlidir. Bir kimsenin gördüğü rüya veya içinde doğduğunu düşündüğü bir ilham, dinî hükümlerin yerine geçmez. Bunlar Kur’an’ın ve sahih dinî ölçülerin üstünde tutulamaz. İnsan, kendisini yanıltabilecek düşüncelere karşı dikkatli olmalı ve manevi tecrübelerini kesin hükümlere dönüştürmekten kaçınmalıdır.

Manevi hâllerin kıymeti, insanı hayra yöneltmesiyle anlaşılır. Bir tecrübe kişiyi kibirden uzaklaştırıyor, ahlakını güzelleştiriyor, sorumluluklarını hatırlatıyor ve insanlara faydalı olmaya teşvik ediyorsa bu yönden değerlendirilebilir. Buna karşılık kişiyi başkalarını küçümsemeye, kendisini seçilmiş ve dokunulmaz görmeye veya sorumluluklarını terk etmeye sürüklüyorsa o hâli yeniden değerlendirmek gerekir.

İnsan, gaybı bütünüyle bildiğini iddia etmemelidir. Gaybın bilgisi Allah’a aittir. Bize düşen, bildiğimiz hakikatlere uygun yaşamak, bilmediğimiz konularda ölçülü konuşmak ve Allah’tan doğruyu bulmayı istemektir.

Levh-i Mahfuz ve Allah’ın İlmi

Kur’an-ı Kerim’de Levh-i Mahfuz’dan söz edilir. Bu kavram, İslam inancında Allah katındaki korunan levhle ilişkilendirilir. Kur’an’ın bu konudaki ifadelerini okurken ayetlerin söylediğiyle bizim kurduğumuz benzetmeleri birbirinden ayırmamız gerekir.

Allah Teâlâ, Ra‘d suresinde şöyle buyurur:

“Allah dilediğini siler, dilediğini bırakır. Ümmü’l-Kitap O’nun katındadır.”


(Ra‘d suresi, 13/39)

Zuhruf suresinde ise şöyle buyrulur:

“Şüphesiz o, katımızdaki Ana Kitap’ta bulunan yüce ve hikmet dolu bir Kur’an’dır.”


(Zuhruf suresi, 43/4; anlamı esas alınarak)

Kaf suresinde Allah Teâlâ’nın insanların ölümlerinden sonra geride bıraktıklarını ve yeryüzünün onlardan eksilttiklerini bildiği açıklanır. Hadîd suresinde de yeryüzünde ve insanların başına gelen hiçbir olayın Allah’ın bilgisi dışında olmadığı bildirilir.

Hadîd suresinde şöyle buyrulur:

“Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde meydana gelen hiçbir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce bir kitapta bulunmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.”


(Hadîd suresi, 57/22; mealen)

Bürûc suresinin son ayetlerinde de Kur’an’ın şerefli olduğu ve Levh-i Mahfuz’da bulunduğu bildirilir:

“Hayır! O, şerefli bir Kur’an’dır. Korunmuş bir levhadadır.”


(Bürûc suresi, 85/21-22; mealen)

Günümüzde bazı insanlar Levh-i Mahfuz’u bilgisayarın hafızasına veya bir sabit diske benzeterek anlatabilirler. Böyle benzetmeler, konuyu zihinde canlandırmaya yardımcı olmak için kullanılabilir. Fakat bilgisayar örneği, ayetlerin doğrudan söylediği bir açıklama değildir ve gaybî bir hakikatin mahiyetini bütünüyle ortaya koymaz.

Allah’ın ilmi, insanın sınırlı bilgisiyle kıyaslanamaz. İnsan geçmişi hatırlamakta, bugünü anlamakta ve geleceği tahmin etmekte bile sınırlıdır. Allah ise her şeyi bilir. Bu hakikat karşısında insanın yapması gereken, bilgisinin sınırlılığını kabul etmek ve sorumluluklarını yerine getirmektir.

İlim, Emanet ve Sorumluluk

Kur’an-ı Kerim’de insanın hayatını ve ibadetini Allah’a yöneltmesi gerektiği bildirilir. En‘âm suresinde şöyle buyrulur:

“De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.”


(En‘âm suresi, 6/162)

Bu ayet, insanın bütün hayatını Allah’a kulluk bilinciyle düzenlemesini hatırlatır. Kulluk yalnızca ibadet anlarında değil; aileye karşı sorumlulukta, helal kazançta, insan haklarına riayette, emaneti korumada ve ihtiyaç sahiplerine yardım etmede de kendisini gösterir.

İnsan bedeninin her parçası Allah’ın yarattığı bir nimettir. Bu nimetin kıymetini bilmek, bedenimizi korumak ve onu hayırlı işlerde kullanmak gerekir. Bedenimizdeki hücreleri veya organları, belirli bir manevi göreve atanmış askerler olarak bilimsel bir gerçekmiş gibi tanımlamak doğru değildir. Fakat bir benzetme yapmak istersek, bedenimizin uyum içinde çalışmasının bize emanet bilincini hatırlattığını söyleyebiliriz.

İnsan kendisine verilen zamanı, aklı, sağlığı ve imkânları hangi yönde kullandığını sorgulamalıdır. Bilgisi arttıkça sorumluluğu da artar. Bildiği hakikati yalnızca başkalarına anlatmakla kalmamalı, önce kendi hayatında uygulamaya çalışmalıdır.

Gelecek, Gayb ve İstikamet

Ahir zaman, Mehdi ve gelecekte meydana gelecek olaylar hakkında İslam geleneğinde farklı rivayetler ve yorumlar bulunmaktadır. Ancak gayba ilişkin konularda kesin bilmediğimiz şeyleri kesin bilgi gibi anlatmamalıyız. Bir kimsenin hangi özel manevi göreve seçildiğini, gelecekte kimin hangi toplulukta yer alacağını veya belirli bir olayın ne zaman gerçekleşeceğini kesin olarak bildiğini ileri sürmesi doğru bir yaklaşım değildir.

İnsan geleceğe dair merakını, bugünkü sorumluluklarını ihmal etmenin bahanesi hâline getirmemelidir. Bizim için önemli olan, Allah’a iman etmek, ibadetlerimizi yerine getirmek, doğruluktan ayrılmamak, haksızlık yapmamak ve gücümüz yettiğince insanlara faydalı olmaktır.

Bir kimsenin Allah katındaki değerini yalnızca kendisi hakkında söylediği sözlerden anlayamayız. Manevi olgunluk iddiasının davranışlarla desteklenmesi gerekir. Adaletli olmak, emaneti korumak, kul hakkından sakınmak, yalan söylememek, kibirden uzak durmak ve ihtiyaç sahibine yardım etmek, insanın üzerinde durması gereken temel sorumluluklardandır.

Allah’tan niyazımız, bizleri hak yolda istikamet üzere tutması, yanlışlarımızı fark edip düzeltmeyi nasip etmesi ve bizi kibirden, gösterişten ve kendimizi aldatmaktan korumasıdır. Geleceğe ilişkin bilmediğimiz meseleleri Allah’a havale ederken bugünkü vazifelerimizi yerine getirmeye gayret etmeliyiz.

İkinci Bölümün Sonu

TEKÂMÜLDE, KEMAL YOLCULUĞUNDA ZİKRİN ÖNEMİ

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

UNUTKANLIK YAPAN ŞEYLER, HAFIZAYI GÜÇLENDİREN ALIŞKANLIKLAR VE DUALAR

Kıymetli kardeşlerim!

İnsan, öğrendiği bilgileri hafızasında tutmak ve gerektiğinde hatırlamak ister. Fakat bazen okuduğumuz bir şeyi kısa sürede unutur, bazen de bildiğimiz bir konuyu anlatırken kelimeleri bulmakta zorlanırız. Bu durum her zaman bir hastalık anlamına gelmez. Yorgunluk, uykusuzluk, stres, dikkatin dağılması ve bilgiyi yeterince tekrar etmemek de unutkanlığa yol açabilir.

Hafızayı güçlendirmek isteyen insan öncelikle hayatını düzene koymalıdır. Yalnızca dua etmekle yetinmeyip öğrenmek için gereken sebeplere de sarılmalıdır. Çünkü tevekkül, tedbir almayı terk etmek değil; gereken gayreti gösterdikten sonra sonucu Allah’a bırakmaktır.

Hafızayı desteklemek için düzenli uyumak, dengeli beslenmek, yürüyüş gibi uygun fiziksel etkinliklerde bulunmak ve öğrenilen bilgileri aralıklarla tekrar etmek faydalıdır. Özellikle yetişkinlerin çoğu için gecede yedi ila dokuz saat uyku önerilir. Her insanın ihtiyacı aynı olmayabilir; önemli olan, yeterli ve düzenli uyumaktır.

Bir konuyu yalnızca okuyup geçmek yerine, kitabı kapatarak öğrendiklerimizi kendi cümlelerimizle anlatmaya çalışmak da faydalıdır. Buna bilgiyi hatırlama çalışması diyebiliriz. Bir gün öğrendiğimiz konuyu ertesi gün, birkaç gün sonra ve daha ileriki zamanlarda tekrar etmek, bilginin kalıcı hâle gelmesine yardımcı olabilir.

Not tutmak da hafızayı destekleyen güzel bir alışkanlıktır. İnsan her şeyi aklında tutmak zorunda değildir. Önemli bilgileri yazmak, gerektiğinde onlara yeniden ulaşmamızı sağlar. Fakat yazdığımızı anlamadan ve üzerinde düşünmeden yalnızca biriktirmek de yeterli değildir.

BESLENME VE HAFIZA HAKKINDA

Kardeşlerim, hafıza konusunda halk arasında pek çok söz ve inanış dolaşır. Bazı yiyeceklerin kesin olarak unutkanlık yaptığı, bazı nesnelere bakmanın veya belirli davranışların hafızayı bozduğu yönündeki iddiaların hepsini doğru kabul etmemeliyiz. Bir inanışın eskiden beri anlatılması, onun bilimsel olarak kanıtlandığı anlamına gelmez.

Dengeli beslenmek, yeterli su içmek ve vücudun ihtiyaç duyduğu besinleri almak genel sağlık açısından önemlidir. Balık, ceviz ve bazı tohumlar gibi omega-3 yağ asitleri içeren besinler dengeli bir beslenmenin parçası olabilir. Ancak tek bir yiyeceğin hafızayı kesin biçimde kuvvetlendirdiğini veya unutkanlığı ortadan kaldırdığını söylemek doğru değildir.

Biberiye kokusu ya da belirli bitkilerin hafızaya iyi geldiğine dair çeşitli araştırmalar ve geleneksel görüşler bulunmaktadır. Fakat bunları unutkanlığın kesin tedavisi gibi sunmamalıyız. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları, düzenli öğrenme ve gerektiğinde tıbbi değerlendirme birlikte düşünülmelidir.

Unutkanlık uzun süre devam ediyor, günlük hayatı belirgin biçimde etkiliyor veya aniden ortaya çıkıyorsa bir sağlık uzmanına danışmak gerekir. Çünkü bazen uyku bozuklukları, vitamin eksiklikleri, kullanılan ilaçlar ya da başka sağlık sorunları da unutkanlıkla ilişkili olabilir.

ZİKİR, DUA VE FAYDALI İLİM

Aziz kardeşlerim!

Bizim yolumuzda zikir, insanın Rabbini hatırlaması, kalbini gafletten korumaya çalışması ve davranışlarını güzelleştirmesi için önemli bir ibadettir. Raşidi zikir adabında yer alan “Yâ Hafîz” ve “Yâ Muhâfız” isimleri de Allah’ın koruyuculuğunu hatırlamak ve O’na sığınmak niyetiyle zikredilebilir.

Ancak zikrin belirli sayılarda yapılmasının hafızayı kesin olarak güçlendireceğini veya her insanda aynı sonucu doğuracağını söylememeliyiz. Zikir ibadettir; dua ise kulun Rabbine yönelmesidir. İnsan dua ederken aynı zamanda öğrenmek için gayret göstermeli, sağlığını korumalı ve faydalı bilgi edinmeye çalışmalıdır.

Zemzem içerken de insan Allah’a dua edebilir. Bazı kardeşlerimiz, kendi zikir ve dua alışkanlıkları içerisinde belirli duaları tekrar etmeyi tercih ederler. Bu tür uygulamalar, kişisel veya geleneksel ibadet adabı çerçevesinde değerlendirilmelidir; belirli bir sayının herkes için zorunlu ya da bilimsel bakımdan garantili bir etkisi olduğu ileri sürülmemelidir.

Faydalı ilim istemek için şu dua okunabilir:

اَللَّهُمَّ اِنِّى اَسْئَلُكَ عِلْماً ناَفِعاً وَرِزْقاً وَاسِعاً وَشِفآءً مِنْ كُلِّ دَآءٍ

**Okunuşu:**

Allahümme innî es’elüke ilmen nâfi’an ve rizkan vâsi’an ve şifâen min külli dâ’.

**Anlamı:**

“Allah’ım! Senden faydalı ilim, geniş rızık ve her türlü dert ve hastalığa karşı şifa dilerim.”

Bu duayı okurken yalnızca dilimizle istemekle kalmayalım. Faydalı ilme ulaşmak için kitap okuyalım, öğrendiklerimizi anlayalım, bildiklerimizi güzel işlerde kullanalım. Çünkü ilmin bereketi, insanın hem kendisine hem de başkalarına fayda sağlamasıyla daha iyi anlaşılır.

BİLGİYİ EZBERLEMEK VE ANLAMAK

Kardeşlerim, bir bilgiyi ezberlemekle o bilginin anlamını kavramak aynı şey değildir. İnsan bazen bir sözü defalarca tekrar edebilir ama ne anlama geldiğini açıklayamayabilir. Bu yüzden öğrendiğimiz şeyin manasını anlamaya, onu hayatımızda doğru bir yere koymaya çalışmalıyız.

Bir kimse dinî ifadeleri ezberleyebilir; fakat bu ifadelerin kendisine hangi sorumlulukları yüklediğini düşünmüyorsa, ezberlediği sözlerin ahlâkına nasıl yansıyacağını da sorgulamalıdır. Zikir, yalnızca dilin hareketi olarak kalmamalı; insanın sözlerine, niyetine ve davranışlarına da tesir etmesi için gayret gösterilmelidir.

Burada önemli olan, ezberlemeyi küçümsemek değildir. Ezber de öğrenmenin bir parçasıdır. Ancak ezberin yanına anlayışı, düşünmeyi ve uygulamayı eklemeliyiz. Bir ayeti okuduğumuzda onun manasını öğrenmek, bir hadisi duyduğumuzda güvenilirliğini ve bağlamını araştırmak, bir öğüt işittiğimizde de kendi hayatımıza nasıl uygulayabileceğimizi düşünmek gerekir.

Kur’an-ı Kerim’in ilk inen ayetlerinde şöyle buyurulur:

“İkra’ bismi rabbikellezî halak.”

“Yaratan Rabbinin adıyla oku!” (Alak, 96:1)

Okumak, öğrenmek, anlamaya çalışmak ve öğrendiğiyle amel etmek, Müslümanın hayatında birbirini tamamlayan gayretlerdir. İlim yalnızca başkalarına söz söylemek için değil, öncelikle insanın kendisini düzeltmesi için de öğrenilmelidir.

HAFIZA BİR EMANETTİR

Hafızayı anlamak için bilgisayarın çalışma biçiminden örnek verebiliriz. Bilgisayarın geçici belleğiyle kalıcı depolama alanı farklı işlevler görür. İnsan da bazı bilgileri o anda aklında tutar, bazılarını ise uzun süre hatırlayabilir. Fakat bu benzetme yalnızca konuyu kolaylaştırmak içindir; insan hafızası bilgisayar belleğiyle birebir aynı değildir.

İnsan, hatırlamak istediği bilgileri notlara kaydedebilir, kitaplara başvurabilir ve öğrendiklerini tekrar edebilir. Böylece hafızasına yardımcı olacak yöntemlerden yararlanmış olur. Her şeyi akılda tutmaya çalışmak yerine, önemli bilgileri düzenli biçimde saklamak da akıllıca bir tedbirdir.

Büyüklerimizin “Yazıya dökülmeyen ilim unutulabilir” anlamında söyledikleri öğüt de bu açıdan değerlidir. Bu sözü kesin bir tarihî alıntı olarak değil, bilginin kaydedilmesi ve korunması gerektiğini anlatan bir nasihat olarak değerlendirebiliriz.

İnsan bazen bir işi yapmadan önce tedbir almayı ihmal eder, ancak iş işten geçtikten sonra ne yapması gerektiğini hatırlar. Oysa akıllı insan, mümkün olduğu ölçüde önceden düşünür ve hazırlığını yapar. Öğrenirken de aynı şekilde davranmalıdır: Bilgiyi zamanında not etmeli, tekrar etmeli ve gerektiğinde kullanabilmelidir.

FAYDALI BİLGİ VE GÜZEL DAVRANIŞ

Kardeşlerim, faydalı ilim yalnızca çok şey bilmek değildir. Bildiği hâlde uygulamayan insan da bilgisinin gereğini yerine getirmemiş olur. Bir insan yüzme bilmiyorsa, tehlikeli bir suya girmeden önce yüzmeyi öğrenmesi gerekir. Tehlike anında yardım istemek elbette doğaldır; fakat önceden tedbir almak, mümkün olduğunca tehlikeden uzak durmak ve ihtiyaç duyulduğunda yardım çağırmak daha doğru bir davranıştır.

İlim de böyledir. Bir meseleyle karşılaştığımız zaman ne yapacağımızı bilmek istiyorsak, o mesele ortaya çıkmadan önce öğrenmeye gayret etmeliyiz. Dinî konularda da yalnızca duyduğumuz sözlerle yetinmeyip güvenilir kaynaklara başvurmalı, anlamadığımız hususları bilen kimselere sormalıyız.

Ayrıca mahremiyete, edebe ve başkalarının haklarına dikkat etmeliyiz. İnsanların özel hayatını gözetlemek, kusurlarını araştırmak veya onları utandırmak doğru bir davranış değildir. Müslüman, başkalarının ayıplarını araştırmak yerine öncelikle kendi kusurlarını düzeltmeye çalışmalıdır.

Tasavvuf yolunda ilerlemek isteyen insan da kendi hâlini sürekli başkalarıyla kıyaslamamalıdır. Gördüğü her rüyayı, hissettiği her duyguyu veya zihnine gelen her düşünceyi özel bir işaret saymamalıdır. Bunları dinin temel ilkeleri, akıl, ahlâk ve sorumluluk bilinci ışığında değerlendirmelidir. İnsan kendisini üstün görmek yerine tevazu sahibi olmalı, öğrendikçe kulluğunun ve sorumluluğunun arttığını hatırlamalıdır.

ZİKİR VE TEKÂMÜL YOLCULUĞU

Kıymetli kardeşlerim!

Tekâmül, insanın bir anda bütün eksikliklerinden kurtulması değil; ömrü boyunca iyiliğe yönelmesi, nefsini terbiye etmeye çalışması ve hatalarından ders çıkarmasıdır. Kemal yolculuğunda sabır, istikamet, samimiyet, ilim ve güzel ahlâk birbirinden ayrılmaz.

Zikir, bu yolculukta insanın Allah’ı hatırlamasına yardımcı olur. Fakat zikrin meyvesini yalnızca dilde aramamalıyız. İnsan daha doğru konuşuyor, daha sabırlı davranıyor, kul hakkından daha çok sakınıyor ve sorumluluklarını daha dikkatli yerine getiriyorsa, bu değişim onun manevi gayretinin hayata yansıması bakımından önemlidir.

Her insanın öğrenme hızı, hafızası ve kabiliyeti farklı olabilir. Birinin çabuk öğrendiği şeyi diğeri daha fazla tekrar ederek öğrenebilir. Bu nedenle kendimizi başkalarıyla kıyaslayıp ümitsizliğe kapılmamalıyız. Az da olsa düzenli çalışmak, samimiyetle dua etmek ve doğru yöntemleri kullanmak kıymetlidir.

Allah’tan hem dünya hem de ahiretimiz için faydalı ilim istemeli; öğrendiğimiz bilgiyi hayra vesile kılmasını dilemeliyiz. İlim bizi kibirli hâle getiriyorsa, onunla birlikte tevazuyu da öğrenmemiz gerekir. Bilgimiz arttıkça başkalarına karşı daha merhametli, daha adaletli ve daha anlayışlı olmayı hedeflemeliyiz.

Peygamber Efendimizden nakledilen meşhur bir öğütte, burada bulunanların duyduklarını bulunmayanlara ulaştırmaları tavsiye edilir. Çünkü bir bilgiyi başkasına ulaştırmak da bir sorumluluktur. Ancak aktardığımız sözleri doğru anlamaya, güvenilirliğini gözetmeye ve yanlış bilgi yaymamaya dikkat etmeliyiz.

Bizler de öğrendiğimiz faydalı bilgileri başkalarıyla paylaşalım. Fakat bunu insanları küçük düşürmek veya kendimizi üstün göstermek için değil, hayra vesile olmak niyetiyle yapalım. Unutmayalım ki güzel söz, güzel davranışla desteklendiğinde daha etkili olur.

DUA VE HİTAM

Allah’ım! Bize faydalı ilim, güzel ahlâk, doğru anlayış ve hayırlı amel nasip eyle. Öğrendiklerimizi unutmamamız için gerekli gayreti göstermeyi, unuttuğumuzu hatırlamayı ve bilmediklerimizi öğrenmeyi bizlere kolaylaştır.

Allah’ım! Kalplerimizi zikrinle diri tut. Bizi gafletten, kibirden, gösterişten ve başkalarının haklarını çiğnemekten muhafaza eyle. Bildiğimizle amel etmeyi, bilmediğimizi öğrenmek için tevazu göstermeyi ve her işimizde hakkaniyeti gözetmeyi nasip eyle.

Allah’ım! Bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip et. Bâtılı da bâtıl olarak göster ve ondan uzak durmayı nasip eyle.

اللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ

**Okunuşu:**

Allahümme erinel hakka hakkan verzuknâ ittibâ’ahû, ve erinel bâtıla bâtılan verzuknâ ictinâbehû.

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

**Okunuşu:**

Ve âhiru da’vâhum enil hamdu lillâhi rabbil âlemîn.

Âmin. El-Fâtiha maassalavât.

سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

**Okunuşu:**

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfiruke ve etûbu ileyk.

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 11 Şubat 2018 Pazar

Original Kar © glan

Üçüncü Bölümün Sonu





Signing of Lion
LiON - LÖWE - ALLAHIN ARSLANI
Smileys-2
Yanıtla


Hızlı Erişim:


Bu Konuya Göz Atan Kullanıcılar: 1 Ziyaretçi(ler)