Salavatı Azimiyye
ARAPÇASI
اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ بِنُورِ وَجْهِ اللَّهِ الْعَظِيمِ ❁ الَّذِي مَلَأَ أَرْكَانَ عَرْشِ اللَّهِ الْعَظِيمِ ❁ وَقَامَتْ بِهِ عَوَالِمُ اللَّهِ الْعَظِيمِ ❁ أَنْ تُصَلِّيَ عَلَى مَوْلَانَا مُحَمَّدٍ ذِي الْقَدْرِ الْعَظِيمِ ❁ وَعَلَى آلِ نَبِيِّ اللَّهِ الْعَظِيمِ ❁ بِقَدْرِ عَظَمَةِ ذَاتِ اللَّهِ الْعَظِيمِ ❁ فِي كُلِّ لَمْحَةٍ وَنَفَسٍ عَدَدَ مَا فِي عِلْمِ اللَّهِ الْعَظِيمِ ❁ صَلَاةً دَائِمَةً بِدَوَامِ اللَّهِ الْعَظِيمِ ❁ تَعْظِيمًا لِحَقِّكَ يَا مَوْلَانَا يَا مُحَمَّدُ يَا ذَا الْخُلُقِ الْعَظِيمِ ❁ وَسَلِّمْ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ مِثْلَ ذَلِكَ ❁ وَاجْمَعْ بَيْنِي وَبَيْنَهُ كَمَا جَمَعْتَ بَيْنَ الرُّوحِ وَالنَّفْسِ ❁ ظَاهِرًا وَبَاطِنًا ❁ يَقْظَةً وَمَنَامًا ❁ وَاجْعَلْهُ يَا رَبِّ رُوحًا لِذَاتِي مِنْ جَمِيعِ الْوُجُوهِ فِي الدُّنْيَا قَبْلَ الْآخِرَةِ يَا عَظِيمُ ❁لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ فِي كُلِّ لَمْحَةٍ وَنَفَسٍ عَدَدَ مَا وَسِعَهُ عِلْمُ اللَّهِ ❁
OKUNUŞU
Allâhumme innî es’elüke bi nûri vechi’llâhi’l-Azîm, ellezî mele’e erkâne arşi’llâhi’l-Azîm, ve kâmet bihî avâlimu’llâhi’l-Azîm, en tusalliye alâ Mevlânâ Muhammedin zi’l-kadri’l-Azîm ve alâ âli Nebiyyi’llâhi’l-Azîm, bi-kadri azameti zâti’llâhi’l-Azîm, fî kulli lemhatin ve nefesin adede mâ fî ilmi’llâhi’l-Azîm, salâten dâimeten bi-devâmi’llâhi’l-Azîm, ta’zîmen li-hakkike yâ Mevlânâ yâ Muhammedü yâ ze’l-huluki’l-Azîm. Ve sellim aleyhi ve alâ âlihî misle zâlik. Vecma’ beynî ve beynehû kemâ cema’te beyne’r-rûhi ve’n-nefs, zâhiran ve bâtınen, yakazaten ve menâmen. Vec’alhü yâ Rabbi rûhan li-zâtî min cemîi’l-vücûhi fi’d-dünyâ kable’l-âhireti yâ Azîm. Lâ ilâhe illallâh, Muhammedün Resûlüllâh. Fî kulli lemhatin ve nefesin adede mâ vesi’ahû ilmu’llâh.
ANLAMI
Allah’ım! Senden, Allah’ın Azîm Zâtının yüzünün nuru hürmetine niyaz ediyorum; o nur ki Allah’ın Azîm Arşı’nın bütün rükünlerini doldurmuş ve Allah’ın Azîm âlemleri onunla ayakta durmuştur. Efendimiz Muhammed’e ﷺ, yüce makam sahibi olana, Allah’ın Azîm Nebîsi’nin Âline, Allah’ın Azîm Zâtının azameti kadar salât eyle. Her bakışta ve her nefeste, Allah’ın Azîm ilminde bulunan her şeyin sayısınca, Allah’ın bekāsı kadar devamlı bir salât ihsan eyle. Ey Efendimiz Muhammed! Ey yüce ahlâk sahibi! Bu salâtı, senin hakkını yüceltmek için ihsan eyle. Ona ve Âline de bunun benzeriyle selâm eyle. Benimle onun arasını, ruh ile nefsi birleştirdiğin gibi birleştir; zâhirde ve bâtında, uyanıklıkta ve uykuda. Ey Rabbim! Onu, dünyada âhiretten önce, her bakımdan benim varlığımın ruhu kıl. Ey Azîm! Allah’tan başka ilâh yoktur. Muhammed, Allah’ın Resûlü’dür. Her bakışta ve her nefeste, Allah’ın ilminin kuşattığı her şeyin sayısınca.
Şeyh Ahmed bin İdris, manevî yolculuğunu Şazeliyye, Nakşibendiyye ve Kadiriyye tarikatlarına mensup birçok mürşidin rehberliğinde tamamladı. Manevî eğitimini tamamlayıp şeyhlerinden icazet aldıktan sonra, Resulullah ﷺ’i uyanık hâlde görmekle şereflendirildi. Bundan sonra kendisine hususi evrad verildi ve kendine mahsus bir manevi yol tesis etti. Kendisine verilen başlıca üç vird şunlardı: bir zikir virdi (İdrisi Tahlili), Resulullah ﷺ’e salavat (Salavatı Azimiyye) ve bir istiğfar duası (İstiğfar-ı Kebir).
Şeyh Ahmed bin İdris şöyle nakleder:
Resulullah ﷺ ile uyanık hâlde görüştüm. Hızır Aleyhisselam da onunla birlikteydi. Resulullah ﷺ, Hızır Aleyhisselam’a Şazeliyye tarikatının evradını bana telkin etmesini emretti; o da bunları bana Resulullah ﷺ’in huzurunda telkin etti. Ardından Resulullah ﷺ, Hızır Aleyhisselam’a şöyle buyurdu: “Ey Hızır! Ona bütün zikirleri, duaları ve istiğfarları içinde toplayan, sevabı daha büyük ve fazileti daha çok olan şeyi ver.” Hızır Aleyhisselam, “Ey Allah’ın Resulü! O nedir?” diye sordu. Resulullah ﷺ buyurdu: “De ki…”
İdrisi Tahlil
Lâ ilâhe illallâh, Muhammedün Resûlüllâh. Fî kulli lemhatin ve nefesin adede mâ vesi’ahû ilmu’llâh.
Allah’tan başka ilâh yoktur. Muhammed, Allah’ın Resûlü’dür. Her bakışta ve her nefeste, Allah’ın ilminin kuşattığı her şeyin sayısınca.
HAKKINDA
Salavatı Azimiyye (Arapça: الصلاة العظيمية; Azamet Salavatı), Salavatı İdrisiyye (Arapça: الصلاة الإدريسية) olarak da bilinen, büyük veli Şeyh Ahmed bin İdris el-Fasi (v. 1252 H / 1837 M) tarafından nakledilen meşhur bir salavattır. Şeyh Ahmed bin İdris, Şazeliyye yolunun bir kolu olan İdrisiyye tarikatının kurucusudur. Bu salavatı iki defa almıştır: İlki, hiçbir vasıta olmaksızın doğrudan Resulullah’tan ﷺ, ikincisi ise Hızır Aleyhisselam vasıtasıyla.
Şeyh Salih el-Caferi ve Salavatı Azimiyye
Salavatı Azimiyye, İdrisi Tahlili ve İstiğfar-ı Kebir ile birlikte, Şeyh Salih el-Caferi (v. 1399 H / 1979 M) tarafından kurulan manevi bir yol olan Caferiyye tarikatı mensuplarının her gün okudukları ezkârın bir parçasını oluşturur. Şeyh Salih, Şeyh Ahmed bin İdris’in manevi yolunu takip etmiş, İdrisi evradını ve öğretilerini Şeyh Ahmed bin İdris’in torunu olan Şeyh Muhammed eş-Şerif’ten almıştır.
Bir rüyasında Resulullah ﷺ, Şeyh Salih’e bu evradı okumaları için müridlerine icazet vermesini emretti. Şeyh şöyle anlatmıştır:
Cidde’den Libya’ya deniz yoluyla seyahat ediyordum. Uykumda, kaldığım kamarada oturduğumu gördüm. Bir yatağın üzerinde oturuyordum ve yanımda başka bir yatak vardı. Şeyh Ahmed bin İdris’in Salavatlarından Birinci Salavat’ı okurken, Resulullah ﷺ odaya girdi, diğer yatağa oturdu ve şöyle buyurdu: “İbn İdris’in Salavatı’nı senden dinlemeye geldim.”
Daha sonra Resulullah ﷺ sağ tarafına uzandı. Ben okumaya devam ettikçe mübarek nuru daha da arttı ve bana daha açık bir şekilde görünmeye başladı. Okumaya devam ederken içimden kalkıp kendisini selamlamayı geçirdim. Bunun üzerine ayağa kalktım, mübarek elini öptüm; o da mübarek eliyle yüzümü ve göğsümü meshetti. Ardından eliyle bana oturmamı ve salavatı tamamlamamı işaret etti. Ben de tekrar oturdum, Birinci Salavat’ı tamamladım ve ardından, “Ey Zatı kâmil olan, ey sıfatları güzel olan!” diye başlayan salavatı okuyarak Yedinci Salavat’ın sonuna kadar devam ettim. Daha sonra büyük bir sevinç ve mutluluk içinde, Allah Teâlâ’ya hamd ederek uyandım.
Resulullah ﷺ bana daha önce bütün Salavatlar için genel bir icazet vermişti. Bu, Resulullah ﷺ’e İdrisiyye tarikatımıza ait olanlar dışında başka salavat lafızlarıyla salavat getirdiğimi gördüğüm bir rüya vasıtasıyla gerçekleşmişti. Ancak Şeyh Ahmed bin İdris’in Salavatı Azimiyye’sini okumaya başladığımda, Resulullah ﷺ bana bir kürsü üzerinde oturur hâlde göründü. Ayağa kalktım, mübarek elini öptüm ve şöyle dedim:
“Ey Allah’ın Resulü, Sana bu salavat lafzıyla salavat getireyim mi?”
Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Bununla da, bunun dışındakilerle de.” Ardından mübarek başıyla yukarıdan aşağıya, sonra da aşağıdan yukarıya doğru işaret etti.
Bunun üzerine, Resulullah ﷺ bana bu salavat için icazet verdiği gibi, ben de İdrisiyye tarikatından olsun veya olmasın, dünyanın doğusundan batısına kadar bütün kardeşlerime Salavatı Azimiyye için icazet veriyorum. Aynı şekilde, Resulullah ﷺ’in benden dinlediği Birinci Salavat için de onlara icazet veriyorum. Ayrıca, Resulullah ﷺ’in “Bununla da, bunun dışındakilerle de.” buyurarak bana icazet verdiği diğer bütün salavatlar için de onlara icazet veriyorum. Bütün bunlardaki senedim Resulullah ﷺ’e dayanmaktadır.
Büyük bir ümit taşıyorum ki, bu sözlerimi işiten, kalbi ve bedeniyle bu salavatlara yönelen, onları sevgi ve yakin ile düzenli olarak okuyan herkes, Resulullah ﷺ’i rüyada ve uyanık hâlde görmekle şereflendirilecektir. Buna şüpheyle yaklaşanlarla aramızda yalnızca tecrübe vardır. Ey kendini beğenen, yaptığı amellerle övünen, kutsiyetin mahfillerinden gafil olan ve Allah’a ünsiyet vesilelerinden yüz çeviren kimse! Bize gel, sonra yine bize gel! Çünkü her çağda tecelliler, inciler ve cevherler vardır.
Böylece ey mübarek okuyucu! Artık sen de Salavatı Azimiyye, Şeyh Ahmed bin İdris’in diğer Salavatları ve dünyadaki bütün salavat lafızları için icazet sahibi oldun. Senedin ise şöyledir: Büyük Kutup, Efendimiz Şeyh Salih el-Caferi’den, Resulullah ﷺ’e dayanır.
Şeyh şöyle devam etti:
Bu nasihate mutlaka uyun. Çünkü o, altın ve gümüşten daha kıymetlidir. Allah Teâlâ’nın izniyle sizi yarış meydanındaki en süratli süvarilerin bile önüne geçirir ve sizi arzuladığınız şeye, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın kalbine doğmamış olan nimete ulaştırır. Bunun yolu şudur:
Salavatı Azimiyye’yi veya diğer Ahmediyye Salavatlarından herhangi birini okumak istediğinizde, abdestli olun. Kıbleye yönelerek dizleriniz üzerinde oturun ve bakışlarınızı aşağıya indirin. Kalbinizi ve ruhunuzu Resulullah ﷺ’e yöneltin, mübarek Muhammedî suretini kalbinizde canlandırın ve onu gerçekten görüyormuş gibi temaşa edin. Bunu yaptığınızda, sizinle müşahede edilen Zât ﷺ arasındaki perdeler kalkacaktır. O da size, sizin O’na baktığınız gibi bakacak, sizi sevdiğiniz gibi sevecek ve yüce nazarlarından ve nurani ruhundan size ihsan edecektir. Böylece ruhunuz, su verildiğinde titreşen taze bir yeşil dal gibi titreyecektir.
Bu hâl, özellikle tenha bir yerde sabah namazından sonra veya gecenin derin vaktinde okunduğunda daha belirgin olur. Eğer size herhangi bir keşif açılırsa, bunu manevî yolu kendisinden aldığınız şeyhinizden başka hiç kimseye anlatmayın. Eğer size hiçbir şey açılmazsa, manevî olgunluğa erişinceye ve buna layık oluncaya kadar sabredin.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Musa erginlik çağına gelip olgunlaşınca, ona hikmet ve ilim verdik.” (Kasas, 28:14)
Salavatı Azimiyye’nin Faziletleri
Şeyh Ahmed bin İdris’in önde gelen talebelerinden ve halifelerinden biri olan Şeyh İbrahim er-Raşid, mektuplarından birinde şöyle yazmıştır:
Salavatı Azimiyye’ye gelince, Resulullah ﷺ’e onun fazileti soruldu. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “O, Delâilü’l-Hayrât’tan bin kere bin kere bin kere bin kere bin kat daha faziletlidir.” Ardından “bin” kelimesini yirmi defa tekrar etti.
Onun fazileti bundan da büyüktür. Ancak bu ifade, meseleyi anlamamızı kolaylaştırmak için kullanılmıştır. Şu sözün sırrını tefekkür edin: “Her bakışta ve her nefeste, Allah Teâlâ’nın ilminde bulunan her şeyin sayısınca.”
Şeyh İbrahim er-Raşid ayrıca şeyhi Şeyh Ahmed bin İdris’in hayatı ve yüce makamı hakkında bir risale kaleme almıştır. Orada naklettiği rivayetlerden biri şöyledir:
Onun kerametlerinden biri de şudur ki, Allah kendisinden razı olsun, müridlerinden biri Mekke-i Mükerreme’de vefat etmiş ve Cennetü’l-Muallâ’ya defnedilmişti. Defin sırasında, keşif ve basiret sahibi olan ihvanlardan bir zat da oradaydı.
Bu zat, Efendimiz Azrail Aleyhisselam’ın cennetten döşekler ve büyük kandillerle geldiğini gördü. Azrail Aleyhisselam kabri gözün görebildiği kadar genişletti, vefat eden kişi için döşeği hazırladı ve kandilleri kabrin içine yerleştirdi.
Bu manzarayı gören kişi kendi kendine şöyle dedi: “Keşke Allah bana da öldüğüm zaman böyle bir ikramda bulunsa.”
Bunun üzerine Efendimiz Azrail Aleyhisselam ona dönerek şöyle dedi: “Salavatı Azimiyye’nin bereketiyle hepiniz bu ikrama nail olacaksınız.”
Ayrıca şöyle rivayet edilir:
Bir gün Ba Alevî meşayihinden bir zat, bazı arkadaşlarıyla birlikte yolculuk yaparken başka bir kafileyle karşılaştı. Kafilenin durdurulmasını istedi ve yaşlı bir adamın heybesinin açılmasını talep etti. Heybenin içinde birkaç parça elbise ile üzerinde Salavatı Azimiyye yazılı tek bir kâğıt vardı.
Bunun üzerine şöyle dedi: “Demek o güçlü nurun nereden geldiğini merak ediyordum.”
İstiğfar el-Kebir
أَسْتَغْفِرُ اللَّهَ الْعَظِيمَ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْحَيَّ الْقَيُّومَ ❁ غَفَّارَ الذُّنُوبِ ذا الْجَلاَلِ وَالْإِكْرَامِ ❁ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ مِنْ جَمِيعِ الْمَعَاصِي كُلِّهَا وَالذُّنُوبِ وَالْآثَامِ ❁ وَمِنْ كُلِّ ذَنْبٍ أَذْنَبْتُهُ عَمْدًا وَخَطَئًا ظَاهِرًا وَبَاطِنًا ❁ قَوْلًا وَفِعْلًا ❁ فِي جَمِيعِ حَرَكَاتِي وَسَكَنَاتِي وَخَطَرَاتِي وَأَنْفَاسِي كُلِّهَا دَائِمًا أَبَدًا سَرْمَدًا ❁ مِنَ الذَّنْبِ الَّذِي أَعْلَمُ ❁ وَمِنَ الذَّنْبِ الَّذِي لَا أَعْلَمُ ❁ عَدَدَ مَا أَحَاطَ بِهِ الْعِلْمُ وَأَحْصَاهُ الْكِتَابُ ❁ وَخَطَّهُ الْقَلَمُ ❁ وَعَدَدَ مَا أَوْجَدَتْهُ الْقُدْرَةُ وَخَصَّصَتْهُ الْإِرَادَةُ ❁ وَمِدَادَ كَلِمَاتِ اللَّهِ كَمَا يَنْبَغِي لِجَلَالِ وَجْهِ رَبِّنَا وَجَمَالِهِ وَكَمَالِهِ ❁ وَكَمَا يُحِبُّ رَبُّنَا وَيَرْضَى ❁
Estağfirullâhe’l-Azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüve’l-Hayyü’l-Kayyûm, Gaffâra’z-zünûbi ze’l-celâli ve’l-ikrâm. Ve etûbü ileyhi min cemîi’l-meâsî kullihâ ve’z-zünûbi ve’l-âsâm. Ve min külli zenbin eznebtühû amden ve hataen, zâhiran ve bâtınen, kavlen ve fi’len. Fî cemîi harekâtî ve sekenâtî ve hatarâtî ve enfâsî küllihâ, dâimen ebeden sermeden. Mine’z-zenbi’l-lezî a’lemü ve mine’z-zenbi’l-lezî lâ a’lem. Adede mâ ehâta bihi’l-ilmü ve ahsâhü’l-kitâb, ve hattahü’l-kalem. Ve adede mâ evcedethü’l-kudretü ve hassasathü’l-irâde. Ve midâde kelimâti’llâhi kemâ yenbağî li-celâli vechi Rabbinâ ve cemâlihî ve kemâlihî, ve kemâ yuhibbü Rabbünâ ve yerdâ.
Azîm olan Allah’tan mağfiret diliyorum. O Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur; Hayy’dır, Kayyûm’dur; günahları çokça bağışlayandır, celâl ve ikram sahibidir. Bütün isyanlarımdan, günahlarımdan ve hatalarımdan O’na tevbe ediyorum. Kasten veya hata ile işlediğim, açıkta veya gizlide, sözle yahut fiille işlediğim her günahtan; bütün hareketlerimde, sükûnetimde, düşüncelerimde ve nefeslerimin tamamında, daima, ebediyen ve sonsuza dek işlediğim günahlardan tevbe ediyorum. Bildiğim günahlardan da bilmediğim günahlardan da; ilmin kuşattığı, kitabın sayıp kaydettiği ve kalemin yazdığı her şeyin sayısınca; kudretin var ettiği ve iradenin tahsis ettiği her şeyin sayısınca; Allah’ın kelimelerinin mürekkebi kadar, Rabbimizin Zâtının celâline, cemâline ve kemâline lâyık olduğu şekilde ve Rabbimizin sevip razı olacağı biçimde mağfiret diliyor ve O’na tevbe ediyorum.
Bu, Büyük İstiğfar Duası’dır (İstiğfar-ı Kebir). Hızır Aleyhisselam onu okudu; ben de her ikisinin ardından tekrar ettim. Bunun üzerine nura büründürüldüm, Muhammedî Kuvvet (Kuvve-i Muhammediyye) ile desteklendim ve ilahî keşiflere mazhar kılındım. Ardından Resulullah ﷺ bana şöyle buyurdu: “Ey Ahmed! Sana göklerin ve yerin anahtarlarını verdim.” (Yani bu evradı kastetmektedir.) Bundan sonra Resulullah ﷺ bu salavatları bana hiçbir vasıta olmaksızın doğrudan telkin etti. Ben de onları, Resulullah ﷺ’in bana telkin ettiği gibi müridlere telkin etmeye başladım.
ARAPÇASI
اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ بِنُورِ وَجْهِ اللَّهِ الْعَظِيمِ ❁ الَّذِي مَلَأَ أَرْكَانَ عَرْشِ اللَّهِ الْعَظِيمِ ❁ وَقَامَتْ بِهِ عَوَالِمُ اللَّهِ الْعَظِيمِ ❁ أَنْ تُصَلِّيَ عَلَى مَوْلَانَا مُحَمَّدٍ ذِي الْقَدْرِ الْعَظِيمِ ❁ وَعَلَى آلِ نَبِيِّ اللَّهِ الْعَظِيمِ ❁ بِقَدْرِ عَظَمَةِ ذَاتِ اللَّهِ الْعَظِيمِ ❁ فِي كُلِّ لَمْحَةٍ وَنَفَسٍ عَدَدَ مَا فِي عِلْمِ اللَّهِ الْعَظِيمِ ❁ صَلَاةً دَائِمَةً بِدَوَامِ اللَّهِ الْعَظِيمِ ❁ تَعْظِيمًا لِحَقِّكَ يَا مَوْلَانَا يَا مُحَمَّدُ يَا ذَا الْخُلُقِ الْعَظِيمِ ❁ وَسَلِّمْ عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ مِثْلَ ذَلِكَ ❁ وَاجْمَعْ بَيْنِي وَبَيْنَهُ كَمَا جَمَعْتَ بَيْنَ الرُّوحِ وَالنَّفْسِ ❁ ظَاهِرًا وَبَاطِنًا ❁ يَقْظَةً وَمَنَامًا ❁ وَاجْعَلْهُ يَا رَبِّ رُوحًا لِذَاتِي مِنْ جَمِيعِ الْوُجُوهِ فِي الدُّنْيَا قَبْلَ الْآخِرَةِ يَا عَظِيمُ ❁لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ فِي كُلِّ لَمْحَةٍ وَنَفَسٍ عَدَدَ مَا وَسِعَهُ عِلْمُ اللَّهِ ❁
Allâhumme innî es’elüke bi nûri vechi’llâhi’l-Azîm, ellezî mele’e erkâne arşi’llâhi’l-Azîm, ve kâmet bihî avâlimu’llâhi’l-Azîm, en tusalliye alâ Mevlânâ Muhammedin zi’l-kadri’l-Azîm ve alâ âli Nebiyyi’llâhi’l-Azîm, bi-kadri azameti zâti’llâhi’l-Azîm, fî kulli lemhatin ve nefesin adede mâ fî ilmi’llâhi’l-Azîm, salâten dâimeten bi-devâmi’llâhi’l-Azîm, ta’zîmen li-hakkike yâ Mevlânâ yâ Muhammedü yâ ze’l-huluki’l-Azîm. Ve sellim aleyhi ve alâ âlihî misle zâlik. Vecma’ beynî ve beynehû kemâ cema’te beyne’r-rûhi ve’n-nefs, zâhiran ve bâtınen, yakazaten ve menâmen. Vec’alhü yâ Rabbi rûhan li-zâtî min cemîi’l-vücûhi fi’d-dünyâ kable’l-âhireti yâ Azîm. Lâ ilâhe illallâh, Muhammedün Resûlüllâh. Fî kulli lemhatin ve nefesin adede mâ vesi’ahû ilmu’llâh.
ANLAMI
Allah’ım! Senden, Allah’ın Azîm Zâtının yüzünün nuru hürmetine niyaz ediyorum; o nur ki Allah’ın Azîm Arşı’nın bütün rükünlerini doldurmuş ve Allah’ın Azîm âlemleri onunla ayakta durmuştur. Efendimiz Muhammed’e ﷺ, yüce makam sahibi olana, Allah’ın Azîm Nebîsi’nin Âline, Allah’ın Azîm Zâtının azameti kadar salât eyle. Her bakışta ve her nefeste, Allah’ın Azîm ilminde bulunan her şeyin sayısınca, Allah’ın bekāsı kadar devamlı bir salât ihsan eyle. Ey Efendimiz Muhammed! Ey yüce ahlâk sahibi! Bu salâtı, senin hakkını yüceltmek için ihsan eyle. Ona ve Âline de bunun benzeriyle selâm eyle. Benimle onun arasını, ruh ile nefsi birleştirdiğin gibi birleştir; zâhirde ve bâtında, uyanıklıkta ve uykuda. Ey Rabbim! Onu, dünyada âhiretten önce, her bakımdan benim varlığımın ruhu kıl. Ey Azîm! Allah’tan başka ilâh yoktur. Muhammed, Allah’ın Resûlü’dür. Her bakışta ve her nefeste, Allah’ın ilminin kuşattığı her şeyin sayısınca.
Şeyh Ahmed bin İdris, manevî yolculuğunu Şazeliyye, Nakşibendiyye ve Kadiriyye tarikatlarına mensup birçok mürşidin rehberliğinde tamamladı. Manevî eğitimini tamamlayıp şeyhlerinden icazet aldıktan sonra, Resulullah ﷺ’i uyanık hâlde görmekle şereflendirildi. Bundan sonra kendisine hususi evrad verildi ve kendine mahsus bir manevi yol tesis etti. Kendisine verilen başlıca üç vird şunlardı: bir zikir virdi (İdrisi Tahlili), Resulullah ﷺ’e salavat (Salavatı Azimiyye) ve bir istiğfar duası (İstiğfar-ı Kebir).
Şeyh Ahmed bin İdris şöyle nakleder:
Resulullah ﷺ ile uyanık hâlde görüştüm. Hızır Aleyhisselam da onunla birlikteydi. Resulullah ﷺ, Hızır Aleyhisselam’a Şazeliyye tarikatının evradını bana telkin etmesini emretti; o da bunları bana Resulullah ﷺ’in huzurunda telkin etti. Ardından Resulullah ﷺ, Hızır Aleyhisselam’a şöyle buyurdu: “Ey Hızır! Ona bütün zikirleri, duaları ve istiğfarları içinde toplayan, sevabı daha büyük ve fazileti daha çok olan şeyi ver.” Hızır Aleyhisselam, “Ey Allah’ın Resulü! O nedir?” diye sordu. Resulullah ﷺ buyurdu: “De ki…”
İdrisi Tahlil
لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ فِي كُلِّ لَمْحَةٍ وَنَفَسٍ عَدَدَ مَا وَسِعَهُ عِلْمُ اللَّهِ ❁
Lâ ilâhe illallâh, Muhammedün Resûlüllâh. Fî kulli lemhatin ve nefesin adede mâ vesi’ahû ilmu’llâh.
Allah’tan başka ilâh yoktur. Muhammed, Allah’ın Resûlü’dür. Her bakışta ve her nefeste, Allah’ın ilminin kuşattığı her şeyin sayısınca.
HAKKINDA
Salavatı Azimiyye (Arapça: الصلاة العظيمية; Azamet Salavatı), Salavatı İdrisiyye (Arapça: الصلاة الإدريسية) olarak da bilinen, büyük veli Şeyh Ahmed bin İdris el-Fasi (v. 1252 H / 1837 M) tarafından nakledilen meşhur bir salavattır. Şeyh Ahmed bin İdris, Şazeliyye yolunun bir kolu olan İdrisiyye tarikatının kurucusudur. Bu salavatı iki defa almıştır: İlki, hiçbir vasıta olmaksızın doğrudan Resulullah’tan ﷺ, ikincisi ise Hızır Aleyhisselam vasıtasıyla.
Şeyh Salih el-Caferi ve Salavatı Azimiyye
Salavatı Azimiyye, İdrisi Tahlili ve İstiğfar-ı Kebir ile birlikte, Şeyh Salih el-Caferi (v. 1399 H / 1979 M) tarafından kurulan manevi bir yol olan Caferiyye tarikatı mensuplarının her gün okudukları ezkârın bir parçasını oluşturur. Şeyh Salih, Şeyh Ahmed bin İdris’in manevi yolunu takip etmiş, İdrisi evradını ve öğretilerini Şeyh Ahmed bin İdris’in torunu olan Şeyh Muhammed eş-Şerif’ten almıştır.
Bir rüyasında Resulullah ﷺ, Şeyh Salih’e bu evradı okumaları için müridlerine icazet vermesini emretti. Şeyh şöyle anlatmıştır:
Cidde’den Libya’ya deniz yoluyla seyahat ediyordum. Uykumda, kaldığım kamarada oturduğumu gördüm. Bir yatağın üzerinde oturuyordum ve yanımda başka bir yatak vardı. Şeyh Ahmed bin İdris’in Salavatlarından Birinci Salavat’ı okurken, Resulullah ﷺ odaya girdi, diğer yatağa oturdu ve şöyle buyurdu: “İbn İdris’in Salavatı’nı senden dinlemeye geldim.”
Daha sonra Resulullah ﷺ sağ tarafına uzandı. Ben okumaya devam ettikçe mübarek nuru daha da arttı ve bana daha açık bir şekilde görünmeye başladı. Okumaya devam ederken içimden kalkıp kendisini selamlamayı geçirdim. Bunun üzerine ayağa kalktım, mübarek elini öptüm; o da mübarek eliyle yüzümü ve göğsümü meshetti. Ardından eliyle bana oturmamı ve salavatı tamamlamamı işaret etti. Ben de tekrar oturdum, Birinci Salavat’ı tamamladım ve ardından, “Ey Zatı kâmil olan, ey sıfatları güzel olan!” diye başlayan salavatı okuyarak Yedinci Salavat’ın sonuna kadar devam ettim. Daha sonra büyük bir sevinç ve mutluluk içinde, Allah Teâlâ’ya hamd ederek uyandım.
Resulullah ﷺ bana daha önce bütün Salavatlar için genel bir icazet vermişti. Bu, Resulullah ﷺ’e İdrisiyye tarikatımıza ait olanlar dışında başka salavat lafızlarıyla salavat getirdiğimi gördüğüm bir rüya vasıtasıyla gerçekleşmişti. Ancak Şeyh Ahmed bin İdris’in Salavatı Azimiyye’sini okumaya başladığımda, Resulullah ﷺ bana bir kürsü üzerinde oturur hâlde göründü. Ayağa kalktım, mübarek elini öptüm ve şöyle dedim:
“Ey Allah’ın Resulü, Sana bu salavat lafzıyla salavat getireyim mi?”
Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Bununla da, bunun dışındakilerle de.” Ardından mübarek başıyla yukarıdan aşağıya, sonra da aşağıdan yukarıya doğru işaret etti.
Bunun üzerine, Resulullah ﷺ bana bu salavat için icazet verdiği gibi, ben de İdrisiyye tarikatından olsun veya olmasın, dünyanın doğusundan batısına kadar bütün kardeşlerime Salavatı Azimiyye için icazet veriyorum. Aynı şekilde, Resulullah ﷺ’in benden dinlediği Birinci Salavat için de onlara icazet veriyorum. Ayrıca, Resulullah ﷺ’in “Bununla da, bunun dışındakilerle de.” buyurarak bana icazet verdiği diğer bütün salavatlar için de onlara icazet veriyorum. Bütün bunlardaki senedim Resulullah ﷺ’e dayanmaktadır.
Büyük bir ümit taşıyorum ki, bu sözlerimi işiten, kalbi ve bedeniyle bu salavatlara yönelen, onları sevgi ve yakin ile düzenli olarak okuyan herkes, Resulullah ﷺ’i rüyada ve uyanık hâlde görmekle şereflendirilecektir. Buna şüpheyle yaklaşanlarla aramızda yalnızca tecrübe vardır. Ey kendini beğenen, yaptığı amellerle övünen, kutsiyetin mahfillerinden gafil olan ve Allah’a ünsiyet vesilelerinden yüz çeviren kimse! Bize gel, sonra yine bize gel! Çünkü her çağda tecelliler, inciler ve cevherler vardır.
Böylece ey mübarek okuyucu! Artık sen de Salavatı Azimiyye, Şeyh Ahmed bin İdris’in diğer Salavatları ve dünyadaki bütün salavat lafızları için icazet sahibi oldun. Senedin ise şöyledir: Büyük Kutup, Efendimiz Şeyh Salih el-Caferi’den, Resulullah ﷺ’e dayanır.
Şeyh şöyle devam etti:
Bu nasihate mutlaka uyun. Çünkü o, altın ve gümüşten daha kıymetlidir. Allah Teâlâ’nın izniyle sizi yarış meydanındaki en süratli süvarilerin bile önüne geçirir ve sizi arzuladığınız şeye, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın kalbine doğmamış olan nimete ulaştırır. Bunun yolu şudur:
Salavatı Azimiyye’yi veya diğer Ahmediyye Salavatlarından herhangi birini okumak istediğinizde, abdestli olun. Kıbleye yönelerek dizleriniz üzerinde oturun ve bakışlarınızı aşağıya indirin. Kalbinizi ve ruhunuzu Resulullah ﷺ’e yöneltin, mübarek Muhammedî suretini kalbinizde canlandırın ve onu gerçekten görüyormuş gibi temaşa edin. Bunu yaptığınızda, sizinle müşahede edilen Zât ﷺ arasındaki perdeler kalkacaktır. O da size, sizin O’na baktığınız gibi bakacak, sizi sevdiğiniz gibi sevecek ve yüce nazarlarından ve nurani ruhundan size ihsan edecektir. Böylece ruhunuz, su verildiğinde titreşen taze bir yeşil dal gibi titreyecektir.
Bu hâl, özellikle tenha bir yerde sabah namazından sonra veya gecenin derin vaktinde okunduğunda daha belirgin olur. Eğer size herhangi bir keşif açılırsa, bunu manevî yolu kendisinden aldığınız şeyhinizden başka hiç kimseye anlatmayın. Eğer size hiçbir şey açılmazsa, manevî olgunluğa erişinceye ve buna layık oluncaya kadar sabredin.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Musa erginlik çağına gelip olgunlaşınca, ona hikmet ve ilim verdik.” (Kasas, 28:14)
Salavatı Azimiyye’nin Faziletleri
Şeyh Ahmed bin İdris’in önde gelen talebelerinden ve halifelerinden biri olan Şeyh İbrahim er-Raşid, mektuplarından birinde şöyle yazmıştır:
Salavatı Azimiyye’ye gelince, Resulullah ﷺ’e onun fazileti soruldu. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “O, Delâilü’l-Hayrât’tan bin kere bin kere bin kere bin kere bin kat daha faziletlidir.” Ardından “bin” kelimesini yirmi defa tekrar etti.
Onun fazileti bundan da büyüktür. Ancak bu ifade, meseleyi anlamamızı kolaylaştırmak için kullanılmıştır. Şu sözün sırrını tefekkür edin: “Her bakışta ve her nefeste, Allah Teâlâ’nın ilminde bulunan her şeyin sayısınca.”
Şeyh İbrahim er-Raşid ayrıca şeyhi Şeyh Ahmed bin İdris’in hayatı ve yüce makamı hakkında bir risale kaleme almıştır. Orada naklettiği rivayetlerden biri şöyledir:
Onun kerametlerinden biri de şudur ki, Allah kendisinden razı olsun, müridlerinden biri Mekke-i Mükerreme’de vefat etmiş ve Cennetü’l-Muallâ’ya defnedilmişti. Defin sırasında, keşif ve basiret sahibi olan ihvanlardan bir zat da oradaydı.
Bu zat, Efendimiz Azrail Aleyhisselam’ın cennetten döşekler ve büyük kandillerle geldiğini gördü. Azrail Aleyhisselam kabri gözün görebildiği kadar genişletti, vefat eden kişi için döşeği hazırladı ve kandilleri kabrin içine yerleştirdi.
Bu manzarayı gören kişi kendi kendine şöyle dedi: “Keşke Allah bana da öldüğüm zaman böyle bir ikramda bulunsa.”
Bunun üzerine Efendimiz Azrail Aleyhisselam ona dönerek şöyle dedi: “Salavatı Azimiyye’nin bereketiyle hepiniz bu ikrama nail olacaksınız.”
Ayrıca şöyle rivayet edilir:
Bir gün Ba Alevî meşayihinden bir zat, bazı arkadaşlarıyla birlikte yolculuk yaparken başka bir kafileyle karşılaştı. Kafilenin durdurulmasını istedi ve yaşlı bir adamın heybesinin açılmasını talep etti. Heybenin içinde birkaç parça elbise ile üzerinde Salavatı Azimiyye yazılı tek bir kâğıt vardı.
Bunun üzerine şöyle dedi: “Demek o güçlü nurun nereden geldiğini merak ediyordum.”
İstiğfar el-Kebir
أَسْتَغْفِرُ اللَّهَ الْعَظِيمَ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْحَيَّ الْقَيُّومَ ❁ غَفَّارَ الذُّنُوبِ ذا الْجَلاَلِ وَالْإِكْرَامِ ❁ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ مِنْ جَمِيعِ الْمَعَاصِي كُلِّهَا وَالذُّنُوبِ وَالْآثَامِ ❁ وَمِنْ كُلِّ ذَنْبٍ أَذْنَبْتُهُ عَمْدًا وَخَطَئًا ظَاهِرًا وَبَاطِنًا ❁ قَوْلًا وَفِعْلًا ❁ فِي جَمِيعِ حَرَكَاتِي وَسَكَنَاتِي وَخَطَرَاتِي وَأَنْفَاسِي كُلِّهَا دَائِمًا أَبَدًا سَرْمَدًا ❁ مِنَ الذَّنْبِ الَّذِي أَعْلَمُ ❁ وَمِنَ الذَّنْبِ الَّذِي لَا أَعْلَمُ ❁ عَدَدَ مَا أَحَاطَ بِهِ الْعِلْمُ وَأَحْصَاهُ الْكِتَابُ ❁ وَخَطَّهُ الْقَلَمُ ❁ وَعَدَدَ مَا أَوْجَدَتْهُ الْقُدْرَةُ وَخَصَّصَتْهُ الْإِرَادَةُ ❁ وَمِدَادَ كَلِمَاتِ اللَّهِ كَمَا يَنْبَغِي لِجَلَالِ وَجْهِ رَبِّنَا وَجَمَالِهِ وَكَمَالِهِ ❁ وَكَمَا يُحِبُّ رَبُّنَا وَيَرْضَى ❁
Azîm olan Allah’tan mağfiret diliyorum. O Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur; Hayy’dır, Kayyûm’dur; günahları çokça bağışlayandır, celâl ve ikram sahibidir. Bütün isyanlarımdan, günahlarımdan ve hatalarımdan O’na tevbe ediyorum. Kasten veya hata ile işlediğim, açıkta veya gizlide, sözle yahut fiille işlediğim her günahtan; bütün hareketlerimde, sükûnetimde, düşüncelerimde ve nefeslerimin tamamında, daima, ebediyen ve sonsuza dek işlediğim günahlardan tevbe ediyorum. Bildiğim günahlardan da bilmediğim günahlardan da; ilmin kuşattığı, kitabın sayıp kaydettiği ve kalemin yazdığı her şeyin sayısınca; kudretin var ettiği ve iradenin tahsis ettiği her şeyin sayısınca; Allah’ın kelimelerinin mürekkebi kadar, Rabbimizin Zâtının celâline, cemâline ve kemâline lâyık olduğu şekilde ve Rabbimizin sevip razı olacağı biçimde mağfiret diliyor ve O’na tevbe ediyorum.
Bu, Büyük İstiğfar Duası’dır (İstiğfar-ı Kebir). Hızır Aleyhisselam onu okudu; ben de her ikisinin ardından tekrar ettim. Bunun üzerine nura büründürüldüm, Muhammedî Kuvvet (Kuvve-i Muhammediyye) ile desteklendim ve ilahî keşiflere mazhar kılındım. Ardından Resulullah ﷺ bana şöyle buyurdu: “Ey Ahmed! Sana göklerin ve yerin anahtarlarını verdim.” (Yani bu evradı kastetmektedir.) Bundan sonra Resulullah ﷺ bu salavatları bana hiçbir vasıta olmaksızın doğrudan telkin etti. Ben de onları, Resulullah ﷺ’in bana telkin ettiği gibi müridlere telkin etmeye başladım.
SON YENi KONULAR
FORUMA GiR
FORUMDA ARA
SUPPORT
Calendar
Members
Forum Team
Forum Statistics
